<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Seyyahın Seyahatnamesi</title>
	<atom:link href="http://www.seyyahca.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.seyyahca.com</link>
	<description>Seyahat Tutkunlarının ve Gezginlerin Buluşma Noktası...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 15:12:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Alkinoos Ioannidis &#8211; O Proskinitis</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/05/alkinoos-ioannidis-o-proskinitis/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/05/alkinoos-ioannidis-o-proskinitis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:10:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yol Şarkıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=557</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="500" height="375" src="http://www.youtube.com/embed/rEpbCECY4uY?fs=1&#038;feature=oembed" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/05/alkinoos-ioannidis-o-proskinitis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gezgin</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/05/gezgin/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/05/gezgin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:53:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=553</guid>
		<description><![CDATA[Biz avare gezginler, daima en tenha yolu seçeriz. Bir günü bitirdiğimiz yerde, diğer bir güne başlamayız. Hiçbir gün doğumu bulamaz bizi, Gün batımının bıraktığı yerde&#8230; Yeryüzü uyurken bile biz seyahat ederiz. Biz cesur bir nebatın tohumlarıyız. Kalbimizin olgunluğu ve bütünlüğü sırasındadır ki, Kendimizi rüzgara verir ve savruluruz&#8230; Halil Cibran: Ermiş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Gezgin.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Gezgin-300x201.jpg" alt="" title="Gezgin" width="300" height="201" class="alignnone size-medium wp-image-554" /></a></p>
<p>Biz avare gezginler, daima en tenha yolu seçeriz.<br />
Bir günü bitirdiğimiz yerde, diğer bir güne başlamayız.<br />
Hiçbir gün doğumu bulamaz bizi,<br />
Gün batımının bıraktığı yerde&#8230;<br />
Yeryüzü uyurken bile biz seyahat ederiz.</p>
<p>Biz cesur bir nebatın tohumlarıyız.<br />
Kalbimizin olgunluğu ve bütünlüğü sırasındadır ki,<br />
Kendimizi rüzgara verir ve savruluruz&#8230;</p>
<p>Halil Cibran: Ermiş</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/05/gezgin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fanari’nin bitmeyen hikâyesi…</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/05/fanari%e2%80%99nin-bitmeyen-hikayesi%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/05/fanari%e2%80%99nin-bitmeyen-hikayesi%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 22:08:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Fanari]]></category>
		<category><![CDATA[Fener]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=520</guid>
		<description><![CDATA[Fener; tarihi yarımada, “İlk İstanbul” ya da “Sur içi İstanbul” olarak bilinen bölgede, Haliç’e bakan eski bir semttir. Fener ismine, yabancı tarihçilerin eserlerinde “Porta Phari” ve “Porta del Pharo” olarak rastlanır. Petro Kapısı’nın yanında bulunan mahalle, Bizans döneminde “Fanari” adını taşımaktaydı. Şimdiki Fener iskelesinin olduğu yerde, o zamanlarda bir deniz feneri bulunmaktaydı. Bu fenerin, İstanbul’da &#8230; <a class="read-excerpt" href="http://www.seyyahca.com/2012/05/fanari%e2%80%99nin-bitmeyen-hikayesi%e2%80%a6/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/fanari-1.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/fanari-1-300x224.jpg" alt="" title="Fanari " width="300" height="224" class="alignnone size-medium wp-image-521" /></a></p>
<p>Fener; tarihi yarımada, “İlk İstanbul” ya da “Sur içi İstanbul” olarak bilinen bölgede, Haliç’e bakan eski bir semttir. Fener ismine, yabancı tarihçilerin eserlerinde “Porta Phari” ve “Porta del Pharo” olarak rastlanır.<br />
Petro Kapısı’nın yanında bulunan mahalle, Bizans döneminde “Fanari” adını taşımaktaydı. Şimdiki Fener iskelesinin olduğu yerde, o zamanlarda bir deniz feneri bulunmaktaydı. Bu fenerin, İstanbul’da meydana gelen büyük depremler ve kuşatmalar sonucunda yok olduğu tahmin edilmektedir. <span id="more-520"></span></p>
<p>İstanbul’un fethi sırasında, Osmanlı kaptanı Komutan Hamza Bey’in, Hünkâr Kapısı’nı aşarak, limana girmesiyle birlikte Balat’ın yeni tarihi de başlamış oldu. Burası, tarih boyunca Musevilerin, &#8220;Sefaradim&#8221; olarak isimlendirilen İspanyol Musevilerinin, Rumların, Ermenilerin ve Türklerin bir arada yaşadığı bir yerleşim yeri olmuştur. Çeşitli kökenlerden gelen bu halk; eski adıyla Fanari’de,  birlikte hoşgörü ve huzur içinde uzun yıllar boyunca yaşamışlardır. Bizans döneminden günümüze kadar olan süreçte nice anılar ve hikâyeler yaşanmıştır Fanari Sokakları’nda… </p>
<p>Bu hikâyelerden birisi de; Kostas ile Simge’nin hikâyesi… Fener’i ve yaşanılanları, bir de Simge’den dinleyelim.</p>
<p>Fener ve Balat sokaklarını, şimdiye kadar hep Kostas’ın gözlerinden görmüştüm çünkü hep onunla birlikte gezmiştim bu sokakları… Biraz hüzünlü gelse de yıllar sonra bugün; onsuz gezecektim, özlem duyduğum bu sokakları… </p>
<p>Kostas, Yunanistan’a göç ettikten sonra kendimi çok yalnız hissetmiştim bu sokaklarda. Ailelerimiz ve mahalleli hep temkinli yaklaşmıştı bu yakın arkadaşlığımıza… Bizim dışımızda herkes; sonrasını, etrafın ne düşüneceğini düşünmüş ve bunun için endişelenmişti. Herkese ve her şeye rağmen biz, birbirimizle arkadaşlık etmekten o kadar keyif alıyor ve birbirimize o kadar yetiyorduk ki, başka arkadaşlıklara hiç ihtiyaç duymamıştık bile. Biraz da bu yüzden, daha göz önünde olmuştu arkadaşlığımız.</p>
<p>Kostas ve ailesi buradan Yunanistan’a göçtüğünde, çok uzun bir süre Balat Sokaklarında onsuz dolaşmak istememiştim. O yokken, her şey o kadar eksik ve yabancı gelmişti ki bana! O çok sevdiğim Fener’de onsuz olmak, acı vermişti bana. Bu acıyı kalbimin derinliklerinde hissederken, her köşesinde Kostas ve komşularımızla anılarımızın olduğu Fener’den kaçıp gitmeyi istemiştim. Onlar olmadan kendimi çok yalnız ve mutsuz hissediyordum. Komşularımızın buradan göç etmek zorunda kaldığı o zamanlar, hatırlamak istemediğim kadar hüzünlüydü. Herkes şaşkın, tedirgin ve mutsuzdu. Ne onlar gitmek istiyordu, ne de biz onların gitmesini… Ailem de, benim gibi çok şaşkın ve üzgündü tüm bu olup bitenden sonra. </p>
<p>O gidince anladım ki, vatanım olarak benimsediğim yer; onun olduğu ve onunla birlikte yaşadığım yerdi aslında… Onsuz, doğduğum ve büyüdüğüm bu yerde kendimi gurbette gibi hissediyordum adeta.</p>
<p>Kostas, dedesinden dinlediği ve aslında hiç gitmediği Yunanistan’ı anlatırdı bana sık sık. Önceleri, dedesinin ağzından anlatırdı duyduklarını; “Bembeyaz küçük evler varmış, denizin yanı sıra inci gibi dizilmiş… Güneş parladığında turkuaz rengi deniz yansırmış, beyaz evlerin duvarlarına… Pembeli, morlu çiçekler dolanırmış bir elmas gibi evlerin gerdanına…” </p>
<p>Kostas, bu hikâyeyi anlattıkça, oraları kendi görmüş ve yaşamış gibi anlatmaya başlamıştı sonraları: “Bembeyaz küçük evler vardı,  inci gibi denizin yanı sıra dizilmiş… Güneş, turkuaz renkli denizin üzerinde parladığında, denizin yansıması evlerin beyazlığına vururdu. Pembeli- morlu, elmas gibi çiçekler dizilirdi evlerin bembeyaz gerdanına… Çok güzeldi be Simge, anlattıkça özlüyorum orayı!” derdi bana.<br />
Onun bu hikâyesini dinlemeyi çok sevdiğim için aramızdaki oyunu hiç bozmazdım, ilk kez dinliyormuşçasına, her defasında dikkatle dinlerdim onu. Aslında en çok, orayı kendi görmüş ve yaşamış gibi anlatmasını seviyordum çünkü büyük bir heyecanla anlatırdı bana hikâyesini… </p>
<p>Onun hikâyelerini dinlerken bu dünyadan uzaklaşıp, birlikte bambaşka bir dünyaya adım atıyorduk adeta. Kendi yarattığımız, kendi kurallarımızı koyduğumuz ve sadece bizim var olduğumuz bir dünyaydı bu! Birbirimizle konuşurken; içimizdeki diğer dünyaya ayak basıyor ve oralarda geziyorduk. Birbirimizde, başka dünyaları görüyor ve farklı hayatları yaşıyorduk. İçimizdeki her parça, başka bir “ben” ile birleşiyor ve yepyeni bir yaşam doğuyordu dünyamıza. Kostas ve ben, yaşamadığımız bir hayatı yaşıyorduk aslında, kelimeler aracılığıyla…</p>
<p>Çok değil, yaklaşık bir yıl sonra biz de gittik Fener’den. Güzel anılar, kendini hüzünlü bir yaşama bırakmıştı orada. Yıllar geçip de yüreğimin sızısı biraz olsun dindiğinde; eski anılarımın ve onun hikâyelerinin peşine düşmek için tekrar Fener’e gitmek istedim.</p>
<p>Her şey çok farklıydı şimdi. Her şey değişmişti ve hiçbir şey eskisi gibi değildi. Kostas; severek anlattığı, en sevdiği hikâyesinde yaşıyordu şimdi. Oysa ben yalnızdım. Bana ait, sığınabileceğim hiçbir hikâye yoktu. Düşler, hikâyeler, dostluklar ve umut insanın yaşamından elini eteğini çektiğinde; yaşam kuru, soğuk ve hüzünlü oluyormuş meğer… Üsküdar’dan bindiğim vapur, Fener’e doğru giderken aklımdaki düşünceler de bir anıdan diğerine geçiyordu.</p>
<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Fanari-Bulgar-Kilisesi.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Fanari-Bulgar-Kilisesi-300x224.jpg" alt="" title="Fanari Bulgar Kilisesi" width="300" height="224" class="alignnone size-medium wp-image-522" /></a></p>
<p>Vapurdan indiğimde, Bulgar Kilisesi karşılıyordu beni Fener İskelesi’nde. Tamamen demirden yapılmış olan bu kilise; zırhını kuşanmış bir şövalye gibi birçok savaş yaşamış, zaferler kazanmış ve yıllara rağmen hala ayakta kalmayı başarabilmişti. Eski bir dostu görmüş gibi hissettim ve ayaklarım, Sveti Stefan Kilisesi’ne götürdü beni.  Aklıma, Kostas’ın bu kilisenin hikâyesini anlatışı geldi hemen o anda.</p>
<p>“Bulgarlar kendi dillerinde ibadet edebilmek için kendilerine ait bir kilise kurmak istemişler. Bu dileklerini Osmanlı padişahına iletmişler. Padişah, bu kiliseyi yapmaları için onlara kısa bir zaman vermiş. Zemin bataklık olduğu için demirden bir kilise yapılmasına karar verilmiş. Demirler sipariş edilmiş. Viyana’dan, Tuna Nehri üzerinden gemiler, trenlerle gelen bu demir parçalarını yerine monte etmişler ve kiliseyi iki günde tamamlamışlar biliyor musun Simge?” </p>
<p>Kostas’ın, Fanari’ye ait bitmeyen hikâyelerini rahatça dinlemek için kilisenin sessiz bahçesinde oturduğumuz bir gün anlatmıştı kilisenin hikâyesini. Kiliseyi ve kiliseye dair tüm anılarımı ardımda bırakıp, şu anki ismiyle Dr. Sadık Ahmet Sokağı’ndaki Fener Rum Patrikhanesi’ne doğru yürümeye başladım. Aya Yorgi Kilisesi’ne doğru yürüdükçe, bu kez hafızama Kostas ile buradaki anılarımız dolmaya başladı.</p>
<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Aya-Yorgi-Kilisesi.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Aya-Yorgi-Kilisesi-300x200.jpg" alt="" title="Aya Yorgi Kilisesi- Fener" width="300" height="200" class="alignnone size-medium wp-image-523" /></a></p>
<p>“ Burada çok büyük bir kütüphane varmış” derdi bana. “Babam dedi ki; kütüphanenin içinde el yazmaları ve padişah fermanları varmış. Kilesinin ibadet mekânı, on iki sütun üzerine inşa edilmiş. On iki havariyi ifade eden bu on iki sütun üzerinde, İsa’nın havarilerinin tasvirleri varmış. </p>
<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Aya-Yorgi-Kilisesi-Sutün.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Aya-Yorgi-Kilisesi-Sutün-225x300.jpg" alt="" title="Aya Yorgi Kilisesi Sutün" width="225" height="300" class="alignnone size-medium wp-image-524" /></a></p>
<p>Ayrıca, İsa’nın çarmıha gerilmeden önce bağlanıp kırbaçlandığı sütun da, bu kilisenin içinde…” deyip, o sütunu göstermişti bana. Biraz çekimser ve biraz da korkarak o sütuna dokunmuştuk birlikte. Kilisenin içindeki altın sarısı ve gösterişli süslemelere baktıkça, kralın sarayının bir odasında olduğumuzu hayal ederdim. Bunu ona söylediğimde, gülümseyerek: “Evet, burası Tanrı’nın Krallığına ait” demişti bana. </p>
<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Fener-Rum-Erkek-Lisesi1.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/Fener-Rum-Erkek-Lisesi1-300x216.jpg" alt="" title="Fener Rum Erkek Lisesi" width="300" height="216" class="alignnone size-medium wp-image-527" /></a></p>
<p>Kiliseden çıkıp çocukluğumuzun geçtiği Balat Sokak’larına adımımı attığımda, ayaklarım beni Kostas’ın okuduğu “kırmızı tuğlalı okula götürmeye başladı. Onun çıkışını, bu kırmızı kapı önünde az beklememiştim. </p>
<p>Kostas’ın anlattığına göre: Kırmızı okul olarak bilinen okul, ilk olarak 1454 yılında yapılmış. Bu günkü binasıysa;1881 yılında Mimar Dimaolis tarafından, tamamen tuğladan ve herhangi üsluba bağlı olmadan yapılmış. </p>
<p>Sokaklarda dolaşırken; kaderine terk edilmiş, yoksul görünümlü bu semtin, o eski ihtişamlı günlerini anımsıyorum. Buradaki her şey, herkes gitmeden önce daha güzel ve renkliydi benim için… Maria Teyze’nin pencere kenarına dizdiği sardunya saksıları, cumbalı Rum evlerinin o eski halini anımsıyorum Balat’ın yokuşlu sokaklarında… Birçok ırktan, kültürden insanın komşu olduğu, kardeşçe bir arada yaşadığı zamanları, burada birçok dilin konuşulduğu o günleri anımsıyorum özlemle.</p>
<p>Buradan göçen Rumların, Yahudilerin, Ermenilerin yanı sıra; semtin çehresi değiştiği ve komşuları gittiği için giden Türkler ile birlikte, Balat’ın o güzel renkleri ve o ihtişamlı ruhu da gitmişti sanki. Şu anki Balat; yorgun, yıpranmış, unutulmuş bir ihtiyar gibi yalnız başına yaşam savaşı veriyordu eski güzel günlerinin, anılarının ve hikâyelerinin gölgesinde… </p>
<p>Yaşanmış o eski hikâyeler, Fener’i ayakta tutuyor gibiydi; aynı benim gibi!</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p>Not: Bu hikâye, benzerlerinden yola çıkarak kurgulanmıştır.</p>
<p>Figen Karaaslan / İndigo Dergisi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/05/fanari%e2%80%99nin-bitmeyen-hikayesi%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başarı bir seyahattir</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/05/basari-bir-seyahattir/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/05/basari-bir-seyahattir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 21:25:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Başarı bir seyahattir, hedef değil. Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, Yolun sonunda değil&#8230; Mutlu olmanın zamanı bugündür, Yarın değil&#8230;&#8221; Epiktetos]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/kadın-yapboz.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/05/kadın-yapboz.jpg" alt="" title="Başarı seyahattir" width="300" height="300" class="alignnone size-full wp-image-516" /></a><br />
&#8220;Başarı bir seyahattir, hedef değil.<br />
Mutluluk gidilen yolun üzerindedir,<br />
Yolun sonunda değil&#8230;<br />
Mutlu olmanın zamanı bugündür,<br />
Yarın değil&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>Epiktetos</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/05/basari-bir-seyahattir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul semtlerinin isimleri nereden geliyor?</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/04/istanbul-semtlerinin-isimleri-nereden-geliyor/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/04/istanbul-semtlerinin-isimleri-nereden-geliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2012 21:46:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir Efsaneleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=507</guid>
		<description><![CDATA[Tarih boyunca birçok uygarlık görmüş geçirmiş ve birçok tarihsel olayın baş kahramanı olmuş İstanbul, geçmişten günümüze gelene kadar; Latinlerin dilinde Bizantium, Rumların dilinde Konstantinopolis, Selçukluların dilinde Konstantiniyye olmuştur. İstanbul&#8217;u, İstanbul yapan birçok semt de, değişik dönemlerde farklı isimlerle adlandırılmıştır. İstanbul semtlerine tarihi bir yolculuğa çıkarak, semtlerin eski adlarına göz atmaya ne dersiniz? Acıbadem: Geçmiş zamanlarda &#8230; <a class="read-excerpt" href="http://www.seyyahca.com/2012/04/istanbul-semtlerinin-isimleri-nereden-geliyor/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/04/eski-istanbul.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/04/eski-istanbul.jpg" alt="" title="eski istanbul" width="262" height="192" class="alignnone size-full wp-image-508" /></a></p>
<p>Tarih boyunca birçok uygarlık görmüş geçirmiş ve birçok tarihsel olayın baş kahramanı olmuş İstanbul, geçmişten günümüze gelene kadar; Latinlerin dilinde Bizantium, Rumların dilinde Konstantinopolis, Selçukluların dilinde Konstantiniyye olmuştur.</p>
<p>İstanbul&#8217;u, İstanbul yapan birçok semt de, değişik dönemlerde farklı isimlerle adlandırılmıştır. İstanbul semtlerine tarihi bir yolculuğa çıkarak, semtlerin eski adlarına göz atmaya ne dersiniz?<span id="more-507"></span> </p>
<p><strong>Acıbadem:</strong> Geçmiş zamanlarda İstanbulluların yazlık olarak kullandıkları bu semtteki bahçeli evlerin ve konakların bahçelerindeki badem ağaçlarından dolayı bu isimin verildiği sanılmaktadır.</p>
<p><strong>Adalar:</strong> Büyükada: Kadıköy-Pendik sahilleri karşısındaki Prens Adaları’nın en büyük olanıdır. Antik çağdaki adı Prinkipo’dur.<br />
Burgazadası: Eski zamanlardaki adı Antigoni’dir. Bizans döneminde Prygas (Hisar) adıyla anılmaktaydı.</p>
<p><strong>Ahırkapı:</strong> Marmara Denizi&#8217;nin kıyısında yer alan ve yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verilmiştir.</p>
<p><strong>Akaretler:</strong> Sultan Abdülaziz, Taşlık Aziziye Camisi’nin masraflarını karşılamak için bir vakıf kurdurmuştur. Bu vakıf, gelir sağlamak amacıyla kiraya verilebilecek binalar yaptırmıştır. Projenin tamamlanması II.Abdülhamit’e nasip olmuştur. Kira, irat getiren anlamındaki Akaret ismi bu binalara yakıştırılarak, semte de Akaretler adı verilmiştir.</p>
<p><strong>Aksaray:</strong> Fatih&#8217;in sadrazamı İshak Paşa, İç Anadolu Bölgesi&#8217;ndeki Aksaray&#8217;ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte, eski yaşadıkları yerin adını verir.</p>
<p><strong>Altunizade:</strong> Önceleri yazlık yerleşim yeri olan semte XIX. yy da burada yaşamış olan askeri şura üyesi İsmail Zühtü paşa bir cami ve hamam yaptırmıştır. Cami çevresinde yoğunlaşan yerleşim, zamanla Altunizade olarak anılmaya başlanmıştır.</p>
<p><strong>Anadoluhisarı:</strong> Boğazın Anadolu kıyısında, Göksu deresinin boğaza döküldüğü yerdedir. Bizans dönemindeki adı Potamion’dur. (Tatlı su) Buraya, Yıldırım Beyazıt tarafından 1395 tarihinde bir Hisar (kale) yaptırılmıştır. Semte ismini veren bu kale çevresindeki yerleşim, özellikle Fatih Sultan Mehmet döneminde genişlemiştir.</p>
<p><strong>Aşiyan:</strong> Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret&#8217;in burada bulunan, Farsça&#8217;da kuş yuvası anlamına gelen &#8216;Aşiyan&#8217; isimli evinden alıyor.</p>
<p><strong>Ataköy:</strong> İstanbul un en genç semtlerinden biridir. Osmanlı döneminde Baruthane denilen yöredir. 1955 yılında Emlak Bankası tarafından tasarlanan 12 000 konutluk yerleşim merkezi için 1958 de inşaatı başlamıştır. Yapılan anketle ismi Ataköy olarak kabul edilmiştir.</p>
<p><strong>Ayazağa:</strong> Yeniçeri Kethüdası Ayas Ağa’nın, yöredeki çiftliği ve çevresindeki oluşan yerleşime Ayasağa denilmiş ve zamanla ismi Ayazağa’ya dönüşmüştür.</p>
<p><strong>Ayvansaray:</strong> Haliç kıyısında, Balat-Eyüp arasında yer almaktadır. İstanbul’un Osmanlılar tarafından alınmasından sonra bu bölgedeki surlara bir kapı yaptırılmıştır. Bu kapı yakınlarındaki Blakhernai (Büyükler Sarayı) denilen görkemli Bizans yapısından dolayı semte, Ayvan sarayı denilmeye başlanmış ve ismi zamanla Ayvansaray olarak değişmiştir.</p>
<p><strong>Azapkapı:</strong> Haliç kıyısında,Kasımpaşa-Şişihane-Karaköy semtleri arasındadır. Tarihi yarımadanın dışında kalan sur kapılarından biridir. Bölge, Ceneviz egemenliğindeyken bu kapıya Porta Di Sn Antonio adı verilmiştir. Osmanlı döneminde Haliç tersanesinin yanında kurulan Azepler kışlası, semte adını vermiştir. (Azep; Osmanlı döneminde tersanede görevlendirilen deniz kuvvetleri mensuplarına verilen isimdi.)</p>
<p><strong>Arnavutköy:</strong> İlk çağlardaki adı Anaplus’tur. Bizans döneminde Constantinus (Büyük) tarafından yaptırılan Michael Kilisesi’nden dolayı Vicus Michaelicus veya Scaleae (İskele) adıyla biliniyordu. Buraya yerleştirilen Arnavut göçmenlerden dolayı halk bu semti<br />
Arnavut köyü olarak anıyordu ve ismi zamanla Arnavutköy olarak günümüze gelmiştir.</p>
<p><strong>Bahariye:</strong> Kentte yerleşimin yaygın olmadığı dönemlerde, İstanbulluların yazlık olarak kullandıkları bir semtti. Bir söylentiye göre, bahar aylarında semtteki hareketliliğin artması sebebiyle semte, baharlık anlamında Bahariye adı verildiğidir.</p>
<p><strong>Bağlarbaşı:</strong> Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılmaktadır.</p>
<p><strong>Bakırköy:</strong> Bizanslıların &#8216;Makri Hori&#8217; dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince &#8216;Makriköy&#8217; adını aldı. 1925&#8242;te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk&#8217;ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.</p>
<p><strong>Balat:</strong> Bizans döneminde imparatorluk saraylarından biri olan Blahernai Sarayı’na buradaki sur kapısından gidilirdi. Bu kapı Aios İoannes kapısı veya Palation (Saray) kapısı olarak anılıyordu. Daha çok kullanılan Palation, semte isim olarak verilmiş ve isim zamanla Balat’a dönüşmüştür.</p>
<p><strong>Bebek:</strong> Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet&#8217;in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olmasıdır. Diğeriyse; padişahın semtteki bahçesinde gezerken, bir yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra da bahçenin bebek bahçesi olarak anılmasıdır.</p>
<p><strong>Beşiktaş:</strong> İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa&#8217;nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönündedir. Diğeriyse, bir papazın burada yaptığı kiliseye, Kudüs&#8217;ten getirdiği beşik taşını koyması ve semtin isminin de buradan geldiği yönündedir.</p>
<p><strong>Beyazıt:</strong> Sultan II. Beyazıt&#8217;ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başlamıştır.</p>
<p><strong>Beyoğlu:</strong> Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunur. Bunlardan ilkine göre semt, İslamiyet&#8217;i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alır. Diğerine göre, &#8216;Bey Oğlu&#8217; diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de; burada oturan Venedik elçisine yazışmalarda, “Beyoğlu&#8221; diye hitap edilmesinden dolayı semtin bu adla anıldığı yönündedir.</p>
<p><strong>Bostancı:</strong> Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/04/istanbul-semtlerinin-isimleri-nereden-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir yolculuktan dönüyorum</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/03/bir-yolculuktan-donuyorum/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/03/bir-yolculuktan-donuyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2012 19:28:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=499</guid>
		<description><![CDATA[Bir yolculuktan dönüyorum geriye, Aynı noktaya, niçin? Niçin dönmüyorum daha önce yaşadığım yerlere? Caddelere, ülkelere, kıtalara, adalara, Evimin ve barkımın olduğu yerlere? Niçin bu yer, beni seçen sınır olmak zorunda? Dikey esen havanın kırbaç vuruşları, Uzun kışın kemirdiği ve parça parça ettiği Birkaç siyah çiçekten başka, Bu bölgenin bana sunabileceği şey nedir ki? Ah, nasıl &#8230; <a class="read-excerpt" href="http://www.seyyahca.com/2012/03/bir-yolculuktan-donuyorum/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/03/Eve-Dönüş.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/03/Eve-Dönüş-300x225.jpg" alt="" title="Eve Dönüş" width="300" height="225" class="alignnone size-medium wp-image-500" /></a></p>
<p>Bir yolculuktan dönüyorum geriye,<br />
Aynı noktaya, niçin?<br />
Niçin dönmüyorum daha önce yaşadığım yerlere?<br />
Caddelere, ülkelere, kıtalara, adalara,<br />
Evimin ve barkımın olduğu yerlere?<br />
Niçin bu yer, beni seçen sınır olmak zorunda?<span id="more-499"></span><br />
Dikey esen havanın kırbaç vuruşları,<br />
Uzun kışın kemirdiği ve parça parça ettiği<br />
Birkaç siyah çiçekten başka,<br />
Bu bölgenin bana sunabileceği şey nedir ki?<br />
Ah, nasıl da işaretliyorlar beni<br />
Orada o durgun adam, o yorgun bey,<br />
Asla hareket edip gitmemiş o yerden,<br />
Asla terk etmemiş o haşin bölgeyi<br />
En sonunda katılaşmış,<br />
Öyle ki gözleri bile sertleşmiş<br />
Ve büyüyen sarmaşıklar bakışlarının üzerinde. </p>
<p>Pablo Neruda</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/03/bir-yolculuktan-donuyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şubat 2012</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/02/subat-2012/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/02/subat-2012/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 14:06:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=496</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/02/Şubat-2012.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/02/Şubat-2012-231x300.jpg" alt="" title="Şubat 2012" width="231" height="300" class="alignnone size-medium wp-image-497" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/02/subat-2012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kente övgü</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/01/kente-ovgu/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/01/kente-ovgu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:16:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlu kenti icat etmemiş daha çok kent; insanı, insana özgü gelenekleri ve alışkanlıkları yaratmıştır. Bildiğimiz anlamıyla kent, büyük olasılıkla İ.Ö 6. ve 1. binyıl arasında Asya kıtasında ortaya çıkmıştır. Ancak şehir fikri, Yunanistan’da, şehir- devlet ya da “polis” ile doruğa ulaşmıştır. İşte bu yüzden Aristoteles bunu, “soylu bir amaç için ortak yaşam” olarak tarif eder. &#8230; <a class="read-excerpt" href="http://www.seyyahca.com/2012/01/kente-ovgu/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_483" class="wp-caption alignnone" style="width: 310px"><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Roma1.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Roma1-300x224.jpg" alt="" title="Roma1" width="300" height="224" class="size-medium wp-image-483" /></a><p class="wp-caption-text">Roma</p></div><br />
İnsanoğlu kenti icat etmemiş daha çok kent; insanı, insana özgü gelenekleri ve alışkanlıkları yaratmıştır.</p>
<p>Bildiğimiz anlamıyla kent, büyük olasılıkla İ.Ö 6. ve 1. binyıl arasında Asya kıtasında ortaya çıkmıştır. Ancak şehir fikri, Yunanistan’da, şehir- devlet ya da “polis” ile doruğa ulaşmıştır. İşte bu yüzden Aristoteles bunu, “soylu bir amaç için ortak yaşam” olarak tarif eder. <span id="more-482"></span></p>
<p>Roma İmparatorluğu’nu yaratan Roma kenti düzen ve plandan yoksun inşa edilmiş, sonraları ona benzetilerek yaratılacak olan kentler için bir model oluşturana değin gelişmiştir. Antoninus hanedanlığı zamanında Roma’nın nüfusu, yaklaşık iki milyona ulaşmıştır. Bu dönemde varsıllar görkem, yoksullar sefalet içinde yaşıyorlardı; günümüze ulaşan ‘mahalle’ o dönemde doğmuştur.</p>
<p><div id="attachment_484" class="wp-caption alignnone" style="width: 310px"><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/roma2.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/roma2-300x150.jpg" alt="" title="roma2" width="300" height="150" class="size-medium wp-image-484" /></a><p class="wp-caption-text">Roma</p></div>
<p>Ancak kent, onu kuran insanoğlu tarafından defalarca yerle bir edildi. Söylenceye göre, Neron Roma’yı yaktı; ama Roma, yeniden inşa edildi ve yaşamına şimdi de devam ediyor. Tarihte birçok kente ibret olan tek kent olan Roma’nın geçmişi yıkıntılar arasında yaşamını sürdürür. Bu yönüyle de kuşkusuz, ölümsüz bir kenttir Roma. </p>
<div id="attachment_485" class="wp-caption alignnone" style="width: 310px"><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/havana-cuba.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/havana-cuba-300x225.jpg" alt="" title="havana-cuba" width="300" height="225" class="size-medium wp-image-485" /></a><p class="wp-caption-text">Havana- Küba</p></div>
<p>Berlin ve Havana gibi kentler, savaşlar veye yöneticilerin kayıtsızlıkları sonucunda yıkılmıştır. Gerçekten de Havana, bugün harap bir kent görünümündedir; Berlin örneğindeki gibi havadan değil, içten gelen bir yıkımdır bu. Ama Berlin, yangından sonraki eski Roma’da olduğu gibi yeniden inşa edilmiştir. Havana ise, harabeler arasında, tuhaf bir güzelliğin bekçiliğini yapar. Yine de, Horatius’un söylediği gibi; “korkutamaz gözümü benim, yıkıntılar…”</p>
<p><strong>G. Cabrera Infante: Şehirler Kitabı </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/01/kente-ovgu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanartaş (Chimera) Çıralı</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/01/yanartas-chimera-cirali/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/01/yanartas-chimera-cirali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 16:48:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[Çıralı]]></category>
		<category><![CDATA[Yanartaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=473</guid>
		<description><![CDATA[Yanartaş- Çıralı&#8217;da, antikçağlardan bu yana hiç sönmeden yanan ateş; bir doğal gaz kaynağının, çatlaklardan yeryüzüne çıkmasıyla oluşur. Eskiden daha güçlü yanan ateş, zaman içinde küçük ancak çok sayıda aleve dönüşmüştür. Gündüz, daha belirsiz olan alevler; akşam saatlerinde daha belirginleşip, daha etkileyici bir görünüm kazanıyor. Yanartaş- Chimera’ya, ören yeri girişinden yaklaşık 20-25 dakikalık bir tırmanışla ulaşılıyor. &#8230; <a class="read-excerpt" href="http://www.seyyahca.com/2012/01/yanartas-chimera-cirali/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/yanartastabela.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/yanartastabela-300x198.jpg" alt="" title="yanartastabela" width="300" height="198" class="alignnone size-medium wp-image-474" /></a><br />
Yanartaş- Çıralı&#8217;da, antikçağlardan bu yana hiç sönmeden yanan ateş; bir doğal gaz kaynağının, çatlaklardan yeryüzüne çıkmasıyla oluşur. Eskiden daha güçlü yanan ateş, zaman içinde küçük ancak çok sayıda aleve dönüşmüştür.</p>
<p>Gündüz, daha belirsiz olan alevler; akşam saatlerinde daha belirginleşip, daha etkileyici bir görünüm kazanıyor.<br />
<a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Chimera1.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Chimera1-300x225.jpg" alt="" title="Chimera1" width="300" height="225" class="alignnone size-medium wp-image-475" /></a></p>
<p>Yanartaş- Chimera’ya, ören yeri girişinden yaklaşık 20-25 dakikalık bir tırmanışla ulaşılıyor. Bu tırmanışı kolaylaştırmak ve manzaranın tadını daha çok çıkarabilmek için tırmanışa, gündüz başlamak daha iyi olacaktır. Gündüz; gün ışığıyla rahat rahat yukarı çıkıp orada manzaranın tadını çıkarmak, akşam saatlerinde artan ateşin ışığını izlemek, Yanartaş’tan daha çok keyif almanızı sağlayacaktır. <span id="more-473"></span></p>
<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Chimera2.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Chimera2-300x225.jpg" alt="" title="Chimera2" width="300" height="225" class="alignnone size-medium wp-image-476" /></a></p>
<p>Biz, plajdan çıkıp yukarı tırmandığımız için plaj terliğiyle yukarı çıkmak, zaman zaman beni zorladığı için size tavsiyem; altı düz, spor bir ayakkabıyla yukarı tırmanmanızdır.<br />
Yanartaş’a ulaştığınız zaman soluduğunuz hava ve gördüğünüz manzara sayesinde anlıyorsunuz ki, buranın çok farklı bir enerjisi var. İnsan, burada kendisini huzurlu, enerjik ve iyi hissediyor. Tepeden; aşağıda görünen denizi izlemek ve etraftaki ağaçlar, ortamın güzelliğiyle birleşince insana ayrı bir keyif veriyor.</p>
<p>Yanartaş’taki tarihi kalıntılar; gizemli bir şekilde yanan bu ateşin olduğu mekâna, ayrı bir gizemli hava vermektedir.<br />
Bu kalıntılar, Roma ve Bizanslılardan kalmadır. Bölgede bulunan en eski yapı, ilkçağlarda Hephaistos’a adanmış olan tapınaktır. Günümüzde, bu yapıdan geriye fazla bir şey kalmamıştır. Burada bulunan kalıntılardan bir tanesi antik bir Bizans kilisesine ait olup, bu kalıntının henüz kazısı yapılmadığı için kilisenin, erken Bizans dönemine ait olduğu düşünülmektedir. (Ms. 6yy)</p>
<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Chimera3.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Chimera3-300x225.jpg" alt="" title="Chimera3" width="300" height="225" class="alignnone size-medium wp-image-477" /></a></p>
<p>Benim için ayrı bir sürpriz de, havanın kararmasıyla birlikte dijital fotoğraf makinesinde çektiğimiz fotoğraflarda belirilen beyaz baloncukların adeta üzerimize yağması oldu.<br />
Size son olarak tavsiyem; hava karardıktan sonra iniş yolunda yolu aydınlatan herhangi bir ışık olmadığı için yanınızda, küçük bir el feneri bulundurmanızdır.</p>
<p><strong>Figen Karaaslan </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/01/yanartas-chimera-cirali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanartaş (Chimera) destanı</title>
		<link>http://www.seyyahca.com/2012/01/yanartas-chimera-destani/</link>
		<comments>http://www.seyyahca.com/2012/01/yanartas-chimera-destani/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 20:37:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Figen Karaaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[Yurt içi]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Yanartaş; Chimera]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.seyyahca.com/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[Antik Yunan döneminde Argos ilinde Ephyra Kralı’nın yiğit bir oğlu yaşarmış. Asıl adı Hipponus olan bu delikanlı, bir gün avlanırken yanlışlıkla talihsiz bir şekilde kardeşi Belleron’u öldürmüş. Bu olaydan sonra ona “Belleron’u yiyen” anlamında olan ‘Bellerophon’ ismini takmışlar. Kardeşinin ölümüne ve bu olaylara çok üzülen yiğit Hipponus, keder içinde baba ocağını terk ederek; o zamanki &#8230; <a class="read-excerpt" href="http://www.seyyahca.com/2012/01/yanartas-chimera-destani/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Yanartaş-Efsane-son.jpg"><img src="http://www.seyyahca.com/wp-content/uploads/2012/01/Yanartaş-Efsane-son.jpg" alt="" title="Yanartaş Efsane son" width="182" height="277" class="alignnone size-full wp-image-470" /></a></p>
<p>Antik Yunan döneminde Argos ilinde Ephyra Kralı’nın yiğit bir oğlu yaşarmış. Asıl adı Hipponus olan bu delikanlı, bir gün avlanırken yanlışlıkla talihsiz bir şekilde kardeşi Belleron’u öldürmüş. Bu olaydan sonra ona “Belleron’u yiyen” anlamında olan ‘Bellerophon’ ismini takmışlar. Kardeşinin ölümüne ve bu olaylara çok üzülen yiğit Hipponus, keder içinde baba ocağını terk ederek; o zamanki Tiryns şehrine, o bölgenin kralı olan Proitos’un yanına gitmiş ve onun konuğu olmuş.</p>
<p>Kral Proitos’un güzel karısı Ante, yakışıklı ve yiğit Hipponus’a tutulmuş. Ne var ki, yiğit olduğu kadar dürüst de olan delikanlı, kralın karısının bu aşkına karşılık vermemiş ve her defasında kraliçenin yakınlaşma çabalarından bir şekilde yolunu bularak, kurtulmuş. </p>
<p>Aşkına bir türlü karşılık bulamayan Ante, hırsla ve kinle kocasına: “Bana aşkını ilan ederek, benimle birlikte olmak isteyen Bellerophon’u öldürmezsen, Tanrılardan senin lanetini isterim.” demiş.<span id="more-469"></span> Karısının bu sözleri üzerine çok kızan Kral; yine de elini, konuğunun kanıyla kirletmek istememiş. Bir tahtanın üzerine  bir şeyler yazmış, tahtayı dokuz kez sarmış onu, Bellerophon’un eline tutuşturarak delikanlıya elindekini; akrabası olan Lykia Kralı Lobates’e götürmesini söylemiş. Tahtada, delikanlının kraliçeye sarkıntılık ettiği ve bu yüzden öldürülmesi gerektiği yazılıymış.  Tüm bu olanlardan habersiz olan delikanlı, ölüm fermanı koltuğunun altına alarak Lykia ülkesinin başşsehri olan Xanthos (Kınık)’taki kralın sarayına varmış.  </p>
<p>Kral Lobates, delikanlıyı sevgiyle karşılamış, onu dokuz gün dokuz gece konuk etmiş. Konuğuna, her gün bir boğa kestirip, ikramda bulunmuş. Onuncu günün sabahı kral, damadı Proitos’tan gelen mektubu istemiş. Kral, mektubu okuduğunda Bellerophon’un öldürülmesi gerektiğini anlamış. Ne var ki, Lobates de elini kana bulamak istememiş ve onu Lykia ülkesinde dehşet saçan Chimera ejdarhasına göndermiş.</p>
<p>Chimera ejdarhası; o zamanlar Chimera’da, Olympos dağının eteklerinde yaşarmış. Ejderha; bir aslan gibi kükreyerek, ağzından ateşler saçarmış ve bu ateşin alevleri, değdiği her şeyi yakıp kül edermiş. Bu ejderhanın kafası aslan kafası, vücudunun yarısı keçi vücudu ve vücudunun arka kısmı da yılan şeklindeymiş. </p>
<p>Delikanlı, kendisine söylenen , ejderhanın yaşadığı yere gitmiş ve bu canavarla karşılaşmış. Canavar, gördüğü yerde delikanlıya, ağzından ateşler saçmaya başlamış. Bellerephon, tek başına bu ejderhayla baş edemeyeceğini anlamış ve tanrılardan yardım istemiş.</p>
<p>Mitolojide kanatlı at olarak bilinen Pegasus, tanrılar tarafından delikanlıya yardım etmesi için gönderilmiş. Delikanlı, kendisine yardım için gelen bu atı yakalamış ve üzerine binmiş. Atın üzerinde, Bellerephon’u gören ejderha, doğuya doğru kaçmaya başlamış ancak, ejderhanın önüne deniz çıkmış. Delikanlı, ejderhayı denizin kıyısında yakalayarak, atıyla gökyüzüne yükselmiş ve onu yukarıda tam Yanartaş tepesinin üzerinde mızraklayarak, onu öldürmüş. </p>
<p>Ejderha ölmeden önce son bir kez olanca gücüyle ağzından saçtığı alevler her yere düşmüş. Ejderhanın bu yakan kavuran ateşinin, tam öldürüldüğü yerde hala daha yandığına inanılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seyyahca.com/2012/01/yanartas-chimera-destani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

