Yurt içi

Ünye Gezi Rehberi

Ordu Valiliği ve Gezginin Ayak İzleri işbirliğinde, “Milyonlar Orduyu Paylaşıyor – Dört Mevsim Ordu” projesinin yaz ayağında (11-14 Ağustos) çok keyifli ve dolu dolu bir gezi gerçekleştirdik.

Ordu gezimin detaylarını anlatan yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Gezimizin 2. gününü tamamen, Ünye’ye ayırıyoruz. Bir tam gün olarak, Ünye’de vakit geçiriyoruz. Bizim için Ünye’de zaman çok güzel geçiyor.

Ünye ilçesi, Ordu ili ve çevresi gibi oldukça fazla turizm seçeneği sunuyor. Ünye ziyaretçilerine; kültür, tarih, gurme, kıyı, yayla, inanç ve doğa turizmi ile geniş bir yelpaze sunuyor.

Bu yazımı da, Ordu’nun efsanevi kahramanı olan Hekimoğlu Mehmet Türküsü ile okumaya ne dersiniz?

Kısaca Ünye’yi Tanıyalım

Eski adı Onei olan Ünye, Ordu iline bağlı bir ilçedir. Ordu’nun merkez ilçesi olan Altınordu’ya 63 kilometre mesafededir.

Sabah erkenden kalkıyoruz. Ünye Atatürk Parkı içinde bulunan belediye tesislerinde, Ünye Belediye Başkan yardımcısı Erhan Eren ve basın mensupları ile birlikte çok keyifli bir kahvaltı yapıyoruz.

Kahvaltımızda, Ünye’nin kültürel ve doğal güzelliklerinden ve belediyenin Ünye’ye dair yapılan projelerden de bahsediliyor.

Ünye’de Gezilecek Yerler

  • Ünye Kalesi
  • Ünye Müze Evi
  • Yunus Emre Türbesi ve Külliyesi
  • Ünye At Binicilik Tesisleri
  • Asarkaya Kent Ormanı
  • Kaya Mezarları
  • Aya Nikola Yarımadası
  • Eski Ünye Evleri
  • Kadılar Yokuşu
  • Hamamlar
  • Bakırcılar Arastası
  • Saray Surları
  • Anıt Ağaçlar
  • Argan Yaylası
  • Ericek Yaylası
  • Yazkonağı Mağarası

Kahvaltı sonrasında yürüyerek, ilk olarak Ünye çarşısını geziyoruz. Yolumuz, Bakırcılar Arastası’na çıkıyor.

Bakırcılar Arastası

Bakırcılar Çarşısı-Ünye

Gözüme hemen bakırcı dükkanları çarpıyor. Bakır işçiliği ve bakır eşyaları artık büyük şehirlerde pek kalmadığı için bakır, bende nostaljik duygular uyandırıyor. Ananemin, babaannemin evinden kalma hatıralar geliyor zihnime… Nasıl da bazı şeyler zamana yenik düşüyor. Belki de bu ustalar, Türkiye’nin sayıları az kalmış bakır ustaları… Keşke bize ait değerler, modernizmin çarklarının arasında yitip gitmese… Güzel olan ve bizim kültürümüze ait olan her eski/ nostaljik şey şimdiyle buluşsa ve şimdi de olsa…

Yolunuz Ünye’ye bakırcılara düşerse eğer büyük ihtimalle siz de benim gibi zihninizde, geçmişe doğru bir yolculuk yapacaksınız. Bu yolculuk sizi belki ana evine götürecek, bakır kaplar aracılığıyla ya da Anane-babaanne evine…

Ünye Belediyesi de, hem eski kültürel mirasına sahip çıkıyor hem de şu anki doğal güzelliklerini tanıtmak için birçok güzel projeye imza atıyor.

Çarşı içinde, Ünye’nin yedi yıllık yöresel ve kültürel dergisi olan Canik Dergisi’ne de uğruyoruz. Burada dergiye ve Ünye’ye dair bilgiler alıyoruz. Bir adet dergiyi de hatıra olarak alıyoruz. Toplu bir hatıra fotoğrafı çekiliyoruz burada…

Çıkarken gözüme eski model, emektar bir baskı makinası çarpıyor. İşim yazmak olduğu için hemen dikkatimi çekiyor. Kayıtsız kalamıyorum ve hemen fotoğrafını çekiyorum. Ardından yolumuz Kadılar Yokuşu’na çıkıyor.

Ünye Kadılar Yokuşu

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Ünye’de birçok ünlü kadı ( hakim ) yetişmiş.  Çoğunluğu bu kadılardan oluşan sakinlerinden dolayı bu sokağa da “Kadılar Yokuşu” denilmiş.

Eski Ünye Evleri

Arnavut Kaldırımlı Sokaklardaki Eski Ünye Evleri...
Arnavut Kaldırımlı Sokaklardaki Eski Ünye Evleri…

Yol boyunca çok güzel tarihi evler, konaklar ve eski Osmanlı evleri gözüme çarpıyor. Ünye’de bu evlerden, hatırı sayılır derecede var. Oysa biz sadece ya da en çok Safranbolu’yu biliyoruz. Buradaki evlerin çoğu restore edilmiş, birçoğu da şu an restorasyondaymış. Bu sokakta yürümek ve fotoğraf çekmek oldukça keyifliydi.

Ünye Evleri

Ünye Belediyesi’nin gerçekten çok güzel projeleri var. Bunlardan birisi de Ünye Yaşayan Kültürel Miras Müzesi… Ünye gezimize, bu müze adeta damgasını vurdu.

Ünye Yaşayan Kültürel Miras Müzesi

Ünye Belediyesi Müze Evi

Bu müze, Ünye Belediyesi’nin Somut Olmayan Kültürel Miras-Yaşayan Müze isimli projesi sonucunda oluşmuş bir müze… Peki nedir bu somut olmayan kültürel miras? Diyecek olursanız şöyle açıklayabilirim. Somut olmayan kültürel miraslar: Sözlü anlatımlar, sözlü gelenekler, söylenceler, gösteri sanatları, toplumsal uygulamalar, ritüeller ve festivaller, halk bilgisi ve el sanatları gelenekleri…

16. yüzyılda Mimar Sinan önderliğinde başlayan klasik Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan bu yapı, 1760 yılında yapılmıştır.

Kaptan Evi olarak da bilinen bu müze, önceden bir kaptanın eviymiş. Kaptan Server Bey’in yaşamış olduğu evin girişinde Ünye’nin ilk deniz feneri bulunuyor.

Dışarıda geniş bir bahçesi, kuyusu, çamaşır yıkama teknesi bulunan ev içerisinde ise: Taşlık, ahır, haremlik-selamlık odaları, sofa ve seki bölümleri bulunur. Odalardaki tavan süslemeleri, Türk ahşap işçiliğinin tüm özelliklerini yansıtır.

Müze çalışanları tarafından kapıda ve çeşitli sürprizlerle karşılanıyoruz. Burası, yaşayan bir müze olduğu için eski tarihi gelenekleri ve oyunları bize de yaşatıyorlar. İlk olarak mani küpü çıkıyor karşımıza ve küpten manilerimizi çekiyoruz.

Bana gelen mani şu şekilde:

“Fındığı çok severler

Kırıp içini yerler

Yar üstüne yar seveni

Sana fındıkçı derler.”

Manilerden sonra eski çocuk oyunlarını oynuyoruz ve hepimiz, birden çocukluğumuza geri dönüyoruz. Oynadığımız oyunlar: ip çekme,ip atlama, ip atma, topaç çevirme…

Oyunlarımızı oynadıktan sonra içeri geçiyoruz. Müzenin ilk katında, ebru baskı ve ıhlamur baskı tekniklerini bizzat yaşayarak görüyoruz.

Daha sonra başka bir odaya geçiyoruz.Burada gölge oyunculuğu, Hacivat ile Karagöz sahnesi hakkında bilgiler alıyoruz ve kısa bir Karagöz-Hacivat oyunu izliyoruz.

Ünye Müze Evi- Karagöz ve Hacivat

Bizim için sahnelenen, keyifli ve eğlenceli bir gölge oyunu izledikten sonra müzenin 2. katına çıkıyoruz. Müzenin 2. katında, Ünye evinin otantik sunumlarından oluşan odalar bulunuyor.

Bu odalardaki eşyaların bir kısmı evde yaşayan insanların eşyaları olmakla birlikte bir kısmı da, halkın gönüllü bağışlarından oluşuyormuş. Bu odalar:

Baş Oda

Vitray pencereleriyle dikkati çeken bu odanın orijinal ahşap tavanı, dönemin özelliklerini en iyi şekilde yansıtır.

Mutfak

Mutfak-Ünye Müze Evi

Ahşap tavanındaki geometrik desenler, vitray pencereler ile birleşerek dönemin güzelliklerini ziyaretçilerine yansıtır. Burası Ocak, yüklük ve nurşit bölümleriyle Osmanlı evlerindeki odaların, mimari özelliklerinin tam bir sunumu şeklindedir.

Yusuf Bahri Efendi Odası

Sadullah Bey Müderrisi, Yusuf Bahri Efendi’nin ismi verilen bu odada ocaklık taşının yanında 1176 hicri tarihli evin kitabesi de yer almaktadır. Müzedeki en eski eserlerin sergilendiği kısımda Karadeniz’de bulunan 2000 yıllık amforalardan, eski paralardan, değirmenlere kadar birçok eski eser sergilenir.

Sofa

Zemin katı üst kata bağlayan merdivenlerin bitiminde, bütün odaların ve bir adet kilerin açıldığı kısımdır. Burası, hane halkının ortak yaşam alanıdır.

Ali Rıza-Meliha Erüş Odası

Evin son sahiplerinin ismini almış olan odada, onlardan kalma eserler ile o dönemden kalma diğer eserler de sergileniyor. Bu oda, ahşap tavan ve vitray pencerelerinin güzelliği ile dikkati çeker.

Kaptan Server Bey Odası

Kaptan Server Bey Odası-Ünye Müze Evi

Evin ilk sahibi olan Kaptan Server Bey’in odasıdır. Ahşap tavan, Osmanlı ahşap sanatının tüm işçiliğini ve güzelliğini yansıtmaktadır. Pirinç karyola üzerinde yer alan, 125 yıllık atlas saten üzerine tel sarma tekniğiyle yapılmış olan yatak örtüsü, Acem halısı, gaz lambası, mangal ve ibrik, dönemin tüm güzelliğini ve özelliğini yansıtmaktadır.

Bu müzede en çok sevdiğim ve beğendiğim şey odaları kuru kuru görüp gezmek yerine her odada, Türkçe’de kullandığımız deyimlerin nereden ve nasıl geldiğini duyarak hatta görerek öğrenmemiz oldu. Müzede çalışan ve bir Türkolog olan İhsan Akbulut, bize evin hikayesi de dahil olmak üzere dilimizde kullandığımız birçok deyimin kaynağını anlattı. Mesela evin mutfağını gezerken, mangalda kül bırakmamak deyiminin; temsili mangal başındaki ailenin o dönemlerde ısınma şekli olarak mangal kullanılması, televizyon ve bilgisayar o dönemlerde olmadığı için aile üyelerinin sabahlara kadar sohbet etmesi, büyüklerin küçüklere masallar anlatması ile mangalda kül kalmayana kadar bu sohbetlerin devam ettiğini, görerek ve deneyimleyerek anlamış oluyoruz.

Bu tür müzelerin ve projelerin Türkiye’de daha da çoğalmasını diliyorum. Toplu bir hatıra fotoğrafı çekiliyoruz ve müzeden ayrılıyoruz.

Ünye Müzesi- Hatıra Fotosu

Bir sonraki durağımız, Ünye’de beni diğer etkileyen yer olan Ünye Kalesi oluyor.

Ünye Kalesi

Ünye-Niksar yolu üzerinde bulunan kale, ilçe merkezine 7 kilometre mesafededir. Kale Köyü sınırları içerisindedir. Volkanik bir tepe üzerine kurulmuş olan Ünye Kalesi’nin, tam olarak ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte eldeki bulgular ve kaynaklara göre kalenin, Pontus Krallığı döneminde kullanıldığı bilinmektedir.

Kalede bulunan ve yer altına inerek denize kadar ulaştığı rivayet edilen dehlizler, kaya mezarları ve sarnıçlar, kalenin en fazla dikkat çeken kısımlarıdır. Kalenin dışındaki kayaya oyulmuş olan Kral mezarı hemen dikkatleri üzerine çekiyor.

 

Kale oldukça dik gözüküyor. En tepesine kadar çıkmaktan bahsettiklerinde, bende yükseklik korkusu olduğu için tereddüt ediyorum.

Kaleye az kişi çıkar diye düşünürken, (belki de umut ederken demeliyim) bakıyorum ki, Sayın Belediye Başkan Yardımcısı da dahil birçok kişi kaleye çıkmaya başlıyor.

Yol boyunca dik ve yüksek yerleri gördükçe: “Yok buradan sonrasını kesin çıkamam deyip, öyle böyle kalenin zirvesine kadar çıkıyorum arkadaşların da yardımlarıyla… Maceralı bir tırmanıştan sonra kalenin tepesine çıktığım da ve zirvede poz verdiğimde; o güzel manzarayı görünce: “İyi ki de çıkmışım.” diyorum kendi kendime…

Kalenin Zirvesinde Olmanın Keyfi ve Haklı Gururu :)
Kalenin Zirvesinde Olmanın Keyfi ve Haklı Gururu 🙂

Hem bu güzel kaleyi görmüş oldum, hem zirveye çıkmayı başarmış oldum, hem de korkumun üstüne gitmiş oldum. 🙂

Ben insanların, doğdukları ve yaşadıkları yere yıllar içinde uyum sağladığını düşünürüm hep… Karadeniz insanı da, yörenin dağlık ve yüksek coğrafyasına uyum sağlamış. Bu yüzden de Karadenizliler genelde cesur, mücadeleci ve gözü karalar.

Kalenin yükseklerinde, kralın üstü açık ve deniz manzaralı küvetini görüyoruz. Dönemin kralı, keyif yapmayı ve iyi yaşamayı biliyormuş anlaşılan… Ayrıca bir rivayete göre fotoğraftaki kayaya kendi yüzünü yaptırtmış.

Ünye Kalesi'nde Kayaya Oyulmuş Olan Kral Yüzü...
Ünye Kalesi’nde Kayaya Oyulmuş Olan Kral Yüzü…

Kalenin zirvesinde, kaleye tırmanışımızın başarısı üzerine Amcaoğlu’nun objektifinden bir zirve hatırası fotoğrafı çekiliyoruz.

Zirvede 360 Derecelik Hatıra Fotoğrafı

Aynı şekilde maceralı bir şekilde kalenin zirvesinden inişe geçiyoruz.

Ünye Kalesi İniş

Kaleden çıkıyoruz. Şimdi gideceğimiz yer, Yunus Emre Türbesi oluyor.

Yunus Emre Türbesi ve Külliyesi

Tasavvuf Şairi Yunus Emre’nin mezarı Ünye’de bulunmaktadır.

Türbe, Ünye’ye 2 km uzaklıktaki Kiraztepe’dedir. Burası önemli bir manevi ziyaret noktasıdır. Yunus Emre Türbesi’ni de ziyaret ettikten ve Yunus Emre’nin kabri başında dua ettikten sonra bayağı acıkıyoruz.

 

Yemeğimizi yiyeceğimiz Asarkaya Milli Parkı’na gidiyoruz.

Asarkaya Milli Parkı

Ormanın içinde ağaçlar arasında mangal ateşinde pişmiş, lezzetli etlerimizi yiyoruz. Oldukça acıkmışız.

Asarkaya Milli Parkı, şehir merkezine 5 km uzaklıktadır. Kente ve denize hakim bir tepe üzerine kurulmuş olan Asarkaya Milli Parkı, doğada vakit geçirmek, koşu veya yürüyüş yapmak, ailece piknik yapmak ve güneşin batışını izlemek isteyenler için oldukça iyi bir ziyaret yeri…

Yemekten sonra biraz orman içinde yürüyoruz. Bol oksijeni ve temiz havayı ciğerlerimize çekiyoruz. Midelerimiz yemekle bayram etti, şimdi sıra ciğerlerimizde… 🙂

Bir sonraki rotamız ise en sevdiğim hayvanlardan biri olan atlarla vakit geçirmek için Ünye At Binicilik Tesisleri oluyor.

Ünye At Binicilik Tesisleri

Ünye Binicilik Tesisleri

Tesiste bir küçük midilli cinsi at, bir küçük tay ve üç adet yetişkin at görüyorum. Seyisinin talimatlarına uyarak, dikkatle atın üzerine biniyorum. Atın adını soruyorum ve adının Sami olduğunu öğreniyorum. At Sami ile birlikte bir tur atıyoruz. Bu tur boyunca Sami’nin boynunu okşayarak; beni taşıdığı ve gezdirdiği için ona sevgimi ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Ünye’deki tüm günümüz, dolu dolu ve çok güzel geçiyor. Tesiste bulunan kafede yorgunluk kahvelerimizi içiyoruz ve böylece Ünye gezimizi noktalıyoruz.

Diğer ordu yazımda biraz bahsetmiştim ancak burada da Ordu mutfağı hakkında biraz daha bilgi vermek istiyorum.

Ordu Mutfağı

Ordu mutfağına, balık ve sebze yemekleri, turşu kavurmaları, doğada kendiliğinden yetişen yöreye özgü bitkilerden yapılan yemekler, hamur işleri ve evde fındıkla yapılan tatlılar hakimdir.

Ordu’nun balık, sebze, meyve yönünden zengin Karadeniz kıyısında, dağ-yayla ve deniz kültürünün iç içe olduğu bir coğrafyada bulunması, mutfağını zenginleştirmiştir. Balıkçılık, fındık, mısır tarımı, arıcılık ve yaylacılık, Ordu mutfağının oluşmasında önemli rol oynamıştır.

Perşembe, Gülyalı, Fatsa ve Ünye ilçeleri; balık, bal, et, köfte ve ekmeği ile ünlüdür. Özellikle Perşembe kıyılarında avlanan mezgit balığı çok beğenilmektedir. Beyaz etli mezgit balığının tavası ve buğulaması oldukça lezzetlidir. Hamsi, levrek ve somon balığı da oldukça fazla bir şekilde sofralarda yerini almaktadır.

Ordu’da yükseklere çıkıldıkça, iklimin sertleştiği yayla kültürüne geçilmektedir. Mesudiye, Kabadüz, Kumru, Gölköy, Korgan, Gürgentepe, Aybastı, Kabataş, Akkuş yörelerinde yaylalarda yapılan hayvancılık, temel geçim kaynaklarından biridir. Bu nedenle et, hamur, mısır, patates ve buğday ürünleri bu yörelerde oldukça sık bir şekilde sofralarda görülür. Kıyı kesimlerde sığır eti, yükseklerde ve özellikle yaylalarda ise koyun eti çokça tüketilir. Yakın olmasından dolayı Gürcü yemekleri de, Ordu mutfağını zenginleşmiştir.

Ünye gezimizden sonra akşam Ordu’ya dönerek, iki blogger arkadaşımızın doğum gününü kutluyoruz yani çifte doğum günü yapıyoruz.

Burada, kemençe ve tulumla çalınan güzel Karadeniz şarkılarını dinliyoruz. Hatta biraz horon oynamayı da öğreniyoruz ve oynuyoruz.

Son olarak, Ünye gezimizde katkısı geçen ve bizi en iyi şekilde misafir eden;

Sayın Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu’na,

Sayın Ordu İl Kültür Turizm Müdürü Uğur Toparlak’a,

Sayın Ünye Belediye Yardımcısı Erhan Eren’e ve İlhan Kartal’a,

Ünye Müzesi çalışanlarına, Ünye Kalesi’nde bize bilgi veren Sibel Cerrahoğlu’na, Ünye gezimiz boyunca bizim güzel fotoğraflarımızı çeken Burçin Eren’e, gezimizi haber yapan ve fotoğraflayan diğer tüm basın mensuplarına, Ünye ve Ordu gezi boyunca bize eşlik eden Ordu Valiliği Basın Danışmanı Mustafa Sezer’e, Gezinin organizasyonunu sağlayan Gezginin Ayak İzleri‘ne

Ve Ordu Yazımda, tek tek isimlerini belirttiğim Bloger arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

Figen Karaaslan Seyyahça © Ağustos 2016

Kendim için modern bir Seyyah Kadın gezgin diyebilirim. Yaşamın, bir yol ve yolculuk olduğuna inanıyorum. Seyahat etmeyi, insanı içsel yolculuklara taşıdığını düşündüğüm için seviyorum. Bu sebeple de, fırsat buldukça, bir seyyah gibi geziyorum ve yolculuk yapıyorum. Yaşamın, paylaştıkça zenginleştiğine ve anlamlandığına inandığım için de; gördüklerimi ve yaşadıklarımı Seyyahça’da yazarak, paylaşıyorum. Yaşam yolunda yolculuk ederken; 2014 yılında, Yaşamı Kullanma Kılavuzu isimli bir kitap yazdım ve yayınlattım. Mersin Üniversitesi Seyahat İşletmeciliği ve Yakın Doğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık mezunuyum. 10 yıldan fazla reklam-metin yazarlığı, editörlük ve içerik editörlüğü yaptığım profesyonel meslek hayatıma; editörlük, kurumsal iletişim ve dijital pazarlama ile devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir