Ukrayna,  Yurt dışı

Lviv Gezilecek Yerler

Lviv hakkında genel bilgi verdikten sonra sıra geldi Lviv’i gezmeye… Bu yazımda size, detaylı bir Lviv gezilecek yerler ve Lviv gezi rehberi yazmayı planlıyorum.

Lviv’i gezerken, bir yandan Ukraynaca şarkı dinlemek isterseniz, videonuz burada 😉

rynok-meydani-lviv

Lviv Gezilecek Yerler 

  • Leopold Von Sacher Masoch Heykeli
  • Apteka Museum
  • Coffee Manufacturer
  • Ermeni Katedrali
  • St Peter ve Paul Kilisesi
  • Rynok Meydanı
  • Opera Binası
  • Bira Müzesi
  • George Katedrali
  • Latin Katedrali
  • Ivan Franko Üniversitesi
  • Potacki Sarayı
  • Lychakiv Mezarlığı
  • Schevchenko Folk Art Açık Hava Müzesi ve Parkı
  • Belediye Binası

 1. Gün

Hostelden çıktıktan sonra ilk olarak çikolata fabrikasına gidiyoruz. Çikolata fabrikasında bol miktarda çikolata var. Fiyatlar çok ucuz gelmedi o an için. Biz de boca baktık ama bir şey almadan çıktık. Göz seyri için çok güzel 🙂

Çikolata fabrikasından sonra hemen yanındaki mazo kafeye giriyoruz.

Masoch Cafe (Mazo Cafe)

Mazoşizmin isim babasının Lviv’de doğduğunu hatta bu şehirde kendi isminde bir kafe olduğunu biliyor musunuz?

Kafenin içinde, elinde kırbacıyla nere denk gelirse size kırbaçla vuran elemanlar var. Ben kırbacı yememek için hayli çaba gösterdim ve başarılı da oldum. 🙂

Burasının en önemli özelliği, eskiden savaş zamanında sığınak olarak kullanılmış olması. Adı ilginç olduğu için meraklısı çok ama bence çok da bir numarası yok. 🙂

Konseptler Diyarı Lviv…

Lviv tam bir konseptler diyarı! Birçok sığınağı ve mahzeni, ya ilginç bir fabrika-kafe ya da restoran-kafe haline getirmişler! Bence çok iyi fikir! Özellikle İstanbul gibi köklü ve büyük bir şehri de bu tarz ufak düzenlemeler ve konsept fikirleriyle, yerli ve özellikle de yabancı turist tarafından daha çok ziyaret edilen bir şehir haline getirebiliriz 😉

Acıkıyoruz ve yemek için Justice’e gidiyoruz. Bu restorana gitmek için tarihi surların içinden geçiyoruz.

Justice (Et ve Adalet) Restoran

justice-restoran-lviv

Justice, adalet demek. Burası, Orta Çağ görünümünde bir restoran. Yani içeride, orta çağ restoranı konsepti var. 😉

Birçok Orta Çağ şehrinde olduğu gibi Lviv’deki cellatlar da; çöplerin temizlenmesinden, işkenceler ile idamlardan ve şehirdeki fahişelerden sorumlularmış. Ancak Lviv’deki cellatlar kimseyi öldürmemişler.

Artık cellatlara ihtiyaç duyulmadığı zaman işsiz kalan bu kişiler, yeteneklerini ve güçlerini kullanarak et restoranı açmışlar çünkü kimse, et konusunda cellatlardan daha iyi ve bilgili değilmiş. Lviv’deki ilk ızgara restoranı bu, et ve adalet restoranıymış. Restoran, gece 12.00 gibi kapanıyor. O yüzden yemek yemek için çok oyalanmamanızı tavsiye ederim.

Buraya özellikle turistlerin ilgisi oldukça fazla… İçerisinin dekorasyonu oldukça hoş… Yemek masası olarak, kütük masalar ve sandalyeler var. İçerisinde, dekorasyon olarak giyotin de kullanılmış. Restorandaki seçimim; beef shaslyk (125 Grina) ve kırmızı şarap (79 Grina) oluyor.

Yemekten sonra hesap da, masaya ilginç bir şekilde geliyor.  Hesap olarak bir kütük ve bir balta geliyor. Hesaba ulaşmak için baltayla kütüğü ikiye ayırmak gerekiyor. Bunu siz değil, hesabı masanıza getiren garsonlar yapıyor tabi…

Justice’den çıktıktan sonra kahve içmek için bir yerler arıyoruz. Saat 01.00 gibi barların çoğu kapanmış. Mayıs ayı olmasına rağmen kış modundan çıkamamışlar anlaşılan. 🙂 Barlar kapanmış ama kulüpler açık gözüküyor. Biz de açık gözüken Bear Theatre’a giriyoruz.

Bear Theatre

Mekan oldukça hoş dizayn edilmiş. İçeride envaı çeşit bira var. Ancak ben bira sevmiyorum. Masada oturmak için bir bardak dark bira alıyorum. İki yudum içip bırakıyorum. 🙂

Bira tiyatrosu üç katlı bir yer. Ebetteki içinde sadece bira var. Buraya, bira cenneti de denebilir. 🙂 Seç beğen al, tanesi 20 Grina 🙂 Burada gün içinde canlı müzikler de oluyor. Buradan çıktıktan sonra yorgun olduğumuzu anlıyoruz ve hostele dönüyoruz.

2. Gün

Sabah uyanıyoruz ve arkadaşlarla kahvaltı için hazırlanıyoruz. Hedef, Türk kahvaltısı için Glory Cafe oluyor. Bu kafe, Lviv’in hoş ve pembe renkli sempatik oteli George Otel’in yanında bulunuyor.

Kahvaltı 155 Grina. Cam çaydanlıkta gelen çay 75 Grina. Ekmekler de ücretli, bir parça ekmek fiyatı 5 Grina. Neyse ki Ukrayna ucuz da ekmeğin ücretli oluşu pek göze batmıyor.

Kahvaltıdan sonra şehir merkezini turluyoruz. Opera binasının oradan geçerken ve fotoğraf çekilirken biri yanımıza yaklaşıyor. Bize, sightseeing (otobüsle şehir turu) isteyip istemediğimizi soruyor. Konuşmalarımızdan Türk olduğumuzu anlayan tur görevlisi, Türkçe dil seçeneğinin olduğunu da sözlerine ekliyor. Turun kaç lira olduğunu soruyoruz. Tur, 110 Grina imiş. Bir sonraki tur için otobüs 13.00’de kalkıyormuş. Tur için bir saatten fazla zamanımız olduğu için opera binasının aksi istikamette bulunan Dinler Tarihi Müzesi’ne gitmeye karar veriyoruz.

Dinler Tarihi Müzesi

Müzenin fiyatı 60 Grina. Girişte çantanızı alıyorlar. Bu müzede bilet aldıktan sonra size yeşil ve mor renklerinde iki adet bilet veriyorlar. Her bölümde sizi yönlendiren ve ne tarafa doğru gideceğinizi söyleyen ciddi duruşlu teyzeler var. 🙂 Elimizdeki biletlere bakıp, Ukrayna dilinde el kol hareketleriyle bizi odalara yönlendiriyorlar.

Müze, dinler tarihi müzesi olduğu için içeride bol miktarda Ortodoks ikonaları var. Yunanistan’da ve Türkiye’de Bizans- Ortodoks ikonası çok fazla görmüş biri olarak değerlendirmem şu ki; buradaki Ortodoks ikonalarının tasviri biraz farklı…

Müze içerisindeki bazı odalarda resimler de bulunuyor. Müze gezisini bitirdikten sonra sightseeing turuna gidiyoruz.

Otobüsle Şehir Turu (Sightseeing)

Gezerken de, bazen iş bırakmaz peşini 🙂

İki katlı otobüslerde yaptığımız, otobüsle şehir turu yaklaşık iki saat sürüyor. Bu turda sizi neredeyse sokak sokak gezdiriyorlar. Konuşma aralarında, Ukrayna dilinde opera tarzında bir şarkı duyuluyor. Ukrayna dili sanki Rusça’dan bir tık daha kibar  ya da daha yumuşak bir dil gibi geldi bana… Otobüsteki kulaklıkta duyulan Ukrayna dilindeki opera şarkı da çok hoşuma gitti.

Orta çağdan kalma güzel binaların arasında ve güneşli bir günde, Lviv’de güzel müzikler eşliğinde gezmek bana çok keyif verdi. Gezi boyunca özellikle Neo gotik tarzdaki Katolik kiliseyi ve beyaz-sarı renklerdeki tren istasyonunu çok beğendim.

Turdan sonra karnımız acıkıyor. Yol üzerinde gördüğümüz şirin bir mantıcıya giriyoruz. Rynok Caddesi’ne yakın olan kilisenin karşısındaki mantıcıda Gürcü mantısı ve Türk usulü mantı bulunuyor. Menüdeki mantı da Türkçe yazılmış.  Mantıcının yanında da Grek Taverna var. Bir süre hangisine gidelim diye tereddüt ediyoruz. Önce mantı yiyoruz bir sonraki yemekte de Yunan yemeği yemeye karar veriyoruz. Böylece hiçbir şeyden geri kalmıyorum maazallah! 🙂

Mantıcı dışarıdan eski püskü bir yer gibi gözüküyor ama kapıdan içeri girince restoran, şirin bir mekana dönüşüyor. Bu yüzden Lviv’deki bazı binaların eski görünüşü sizi hiç yanıltmasın. Dışarıdan eski gibi gözüken bir yerin içerisi çok hoş olabiliyor. Bu sebeple Lviv’de binalar konusunda önyargılı olmayın ve son kararınızı içeri girerek verin derim.

Rynok Meydanı

rynok

Yemeği yedikten sonra şehri gezmeye devam ediyoruz. Rynok Meydanı, şehrin en canlı ve hoş yerlerinden birisi… Burada bol miktarda kafe var. Arnavut kaldırımlı yolları, sağında ve solunda bulunan estetik ve tarihi binalarıyla Rynok Meydanı, sizin hemen kalbinizi çalıyor ve hafızanıza kazınıyor.

Meydanda, ilginç kostümleriyle dikkat çeken sokak sanatçıları var. Baştan aşağı altın rengine boyanmış bir kadın ile birlikte güzel fotoğraflar çektiriyoruz. Bu kişilerin işi, turistlerle fotoğraf çektirerek para kazanmak…

Sizden net bir ücret beklentileri yok. Kafanıza göre bir miktarı, önlerinde bulunan kutulara fotoğraf çektirmeden önce ya da fotoğraf çekildikten sonra atıyorsunuz.

Fotoğraf çekildikten sonra şehri gezmeye devam ediyoruz. Özellikle benim görmeyi çok istediğim kafeye gidiyoruz. Ancak kafeyi bulmamız biraz zaman alıyor. Kafenin ismi Kryka.

Kryka (Parolalı Kafe)

Kryka, Lviv’in meşhur parolalı kafesi. Bu kafeye girebilmek için parolayı söylemeniz gerekiyor. Parolayı doğru söylemek de bazen yetmiyor. Parolayı gür bir sesle söylemeden, kapıdaki kişi sizi içeri almıyor. 🙂 Parola: “Slava Ukraine”

Kapı girişinde oldukça sıra var. Sıra bize gelince, hep bir ağızdan bağırıyoruz: “Slava Ukraine!” Parolamız doğru ama kapıdaki gardiyan sesimizi beğenmiyor ve bize kapıyı açmıyor. Bu sefer daha yüksek sesle bağırıyoruz. Bir yandan da Türkçe olarak yorumlar yapıyoruz kendi aramızda… Sonunda, kapıdaki görevli ikna oluyor ve bize kapıyı açıyor. Türk müsünüz? diyor. Evet diyoruz.

Parolayı doğru söyledikten sonra size girişte küçük bir bardakta ballı votka veriyorlar. (Ücretsiz) Girişteki görevli, bardağı uzattıktan sonra bize “şerefe” diyor. Biz de “şerefe” deyip, ilerliyoruz.

Burası da, diğerleri gibi tam bir konsept kafe… İnsanlar buraya dekorasyonuyla birlikte, size sunulan bu konsepti ve deneyimi yaşamak için geliyor. En azından durum benim için öyle… Kafenin içinde canlı müzik yapılıyor. İçeride yemek de yiyebiliyorsunuz.

Kafeden çıktıktan sonra bir şeyler içmek için Diana Kafe’ye gidiyoruz. Burada bir kahve içiyorum. Yanında da kuru kayısılı cheesecake yiyorum, hepsine 68 Grina ödüyorum.

Lviv’deki meydanların çoğunda, Yunan Mitoloji’sindeki karakterlerin heykelleri var ve meydanların isimleri de, bu karakterlerin isimleriyle anılıyor. Diana Meydanı’nda Diana’nın bir de heykeli bulunuyor. Roma Mitolojisi’ndeki Diana, Yunan Mitolojisi’ndeki Artemis oluyor aslında…

Kahve molasından sonra şehri gezmeye devam ediyoruz. Bitpazarının oraya gidiyoruz. Orada bizim Taksim’deki kırmızı tramvayın küçük bir benzeri var. Tramvayın içini kafeye çevirmişler. İçinde kahveler de satılıyor. Bir güne oldukça şey sığdırıyoruz ve hostele geri dönüyoruz. Biz iki kız arkadaş üzerimizi değiştiriyoruz ve akşam için hazırlanıyoruz.

Lviv Gece Hayatı 

Aklımızda birkaç tane club var. Bizim için öncelikli maddelerden biri sadece kız tavlamak için ülkeye gelmiş olan zihniyetin çoğunluğuyla aynı mekanda olmamak. Bu sebeple yazının bu bölümünü, erkeklerden çok kadınlar için yazıyorum. 😉 Bu nedenle mekanlardan, içeri girip bakmak istiyoruz. İlk gittiğimiz yer Split Club. İçerisinde sadece erkekler olduğu için içeride kalasımız gelmiyor ve başka yerlere bakmaya karar veriyoruz.

Gittiğimiz ikinci yer adını sıkça duymuş olduğumuz, son zamanların gözde mekanı olan Fashion Club. Gördüğüm kadarıyla da buraya, “duyan gelmiş!” Hafta içi belki burası iyidir ancak görünen o ki bizim Türk erkekleri burayı keşfetmekle kalmamış, ayrıca işgal etmiş! Bu sebeple burayı da beğenmiyoruz ve başka bir yere gitmeye karar veriyoruz.

Son olarak Glory Cafe’ye yakın olan Rafinad’a giriyoruz. Buradaki ortam daha homojen bir dağılım gösteriyor. Yani eğlenmeye gelen erkekler kadar kadınlar da vardı. İçeri giriş 50 Grina. İçeride içtiğim Ukrayna vodkası da 50 Grina idi.  Buraya çift olarak gelenler de vardı. Rafinad’ın müziklerine gelince; gittiğimiz gün burada siyahi, canlı müzik yapan bir kadın vardı. Sesi de güzeldi. Ama müzikler dans etmek için benim tarzımdı diyemem. İçerisi biraz kalabalıktı.

Rafinad Clup’ta disko kısmından strip kısmına geçilirse masada oturmak için 150 Grina veriliyor. Show öyle ayakta izlenmiyor. İzleyebilmek için masada oturmak gerekiyor. Buradaki içecekler de 60 Grina civarında…

Biz biraz dans ettikten sonra hostele dönüyoruz ve uyuyoruz.

3. Gün

Sabah kalkıyoruz ve bizi ulusal parka götürecek olan arkadaşla opera binasının orada buluşuyoruz. Opera Binası’nın orada kulağımıza tanıdık ezgiler geliyor. Hayır, Kalinka değil. Mehter marşı çalıyor! 🙂 Ne oldu? Türk akını mı var diyoruz. Lviv’in nüfusunun yüzde 85’inin kadınlardan oluştuğu efsanesini duyan Türk erkekleri buraya akın mı etti yoksa deyip gülüyoruz. 🙂 Akın yok tabii, sadece bir etkinlik varmış.

Kahvaltı için bir İtalyan kafesine oturuyoruz. Tost ve cappucino sipariş ediyorum. Bugün şansımıza hava yağmurlu… Kahvaltıdan sonra tramvaya binip, Schevchenko Folk Art Açık Hava Müzesi ve Parkı’na gidiyoruz.

Schevchenko Folk Art Açık Hava Müzesi ve Parkı

ulusal-muze

Burada ahşap yapılar, ahşap kiliseler, küçük bir göl ve ağaçlık yerler var. Ahşap binaların içerisinde Ukrayna halkının geleneksel yaşamı, kıyafetleri ve kırsal kesimdeki yaşam tarzına dair kesitler ve objeler sergileniyor. Müze hafta sonu öğrencilerin, ailelerin ve çocukların akınına uğruyor resmen.

Burayı gezip, birçok foto çektikten sonra görkemli heykelleriyle adeta açık hava müzesi görünümünde olan Lychakiv Mezarlığı’na gidiyoruz.

Lychakiv Mezarlığı

lviv-mezarlik

Mezarlık deyince normalde insan bir ürperir ama Avrupa’nın en eski mezarlığı olan Lychakiv Mezarlığı, mezarlığa dair tüm ezberleri bozacak özellikte bir yer. Bir kere hiç soğuk ve ürkütücü değil, aksine çok huzurlu ve sakin bir yer.

Lychakiv Mezarlığı’nda; soylu ailelerin üyeleri, şehrin kültürel, bilimsel, manevi, idari temsilcileri ve önemli kişilerin mezarları bulunuyor. Bunlardan bazıları şunlar.

  • Solomiya Krushelnytska,
  • Ivan Franko,
  • Markiyan Shashkevych,
  • Vladimir Ivasyuk,
  • Artur Grottger,
  • Leopold Levitsky,
  • Victor Chukarin

Müze olarak ziyaretçilere açılan mezarlık 42 hektarlık bir alanı kaplıyor. Mezarlıkta, beş yüz binin üzerinde mezar bulunuyor. Yaklaşık beş yüz heykel ve kabartma vardır. 25 Kasım 1991 yılında mezarlık, Kültürel Tarih Müzesi olmuş.

Ukraynalı Tarihçi Yaroslav Daşkeviç’ e göre: Galiçya Muhabereleri’nde, Lviv’de tedavi gören ve yaşamını yitiren Türk askerlerine ait olan şehitlik de bu mezarlıkta… Mezarlığa giriş 20 Grina.

Dönüş için tekrar tramvaya biniyoruz ve yemek yemeye, daha önceden gözüme kestirdiğim Greek Kitchen’a gidiyoruz. Bir sonraki Yunanistan gezime kadar bu yiyecekler beni idare eder sanırım. 🙂

Burada souvlaki (39-47 Grina) ve kırmızı şarap (33-60 Grina) sipariş ediyorum. Yemeği yedikten sonra hostele dönüyoruz. Biraz dinleniyoruz ve akşam dışarı çıkmak için hazırlanıyoruz. Bugün, diğer bir club olan Zanzibar’a gidiyoruz.

Zanzibar Club

Zanzibar, şehir merkezinin dışında bulunuyor. Bu yüzden ulaşım biraz zor olabilir. Biz taksiyle gidiyoruz. Buranın girişi 70 Grina. Cumartesi olmasına rağmen burası çok kalabalık değildi. Bunda sanırım, şehir dışında olmasının payı büyük.

Zanzibar’ın müzikleri bana Rafinad’dan daha çok hitap etti… Dans müziği olarak RNB ve Hip Hop sevdiğim için burasının müziklerini daha çok beğendim. Sahnesi de genişti. Yerli içecekler, 30 Grina civarındaydı. Yeterince dans ettikten ve yorulduktan sonra hostele taksiyle dönüyoruz ve uyuyoruz.

4. Gün

Bugün Lviv’deki 4. Ve son günümüz. Akşam uçağıyla İstanbul’a geri döneceğiz ama ben bir gün daha Lviv’de kalabilirdim sanki… Kahvaltı yaptıktan sonra önce hostele yakın olan St. George Katedrali’ne gidiyoruz. Katedral, dışarıdan oldukça görkemli duran bir yapı. O gün günlerden Pazar yani Hristiyanlar için ibadet günü olunca kilise, tahmin ettiğimizden daha kalabalık oluyor ve içeri ilerleyemiyoruz.

Lviv’den ayrılmadan önce bir de “Mucize Tren” turu yapıyoruz. Bu tren, seightseeing turunda, büyük otobüsle girilemeyen dar sokaklara ve geri kalan yerlere götürüyor bizi… Tren turu 75 Grina. Mucize Tren turu, otobüs turu kadar başarılı olmasa da ara sokaklara girmesi güzeldi.

Tren turundan sonra hediyelik eşyalara bakıyoruz. Magnetlere 80 Grina veriyorum. Ardından hostele gidiyoruz ve yolculuk için hazırlanıyoruz. Geldiğimiz yoldan ve geldiğimiz minibüsle havalimanına gidiyoruz.

Lviv Halkına Dair Gözlemlerim

Ben epey uzun boylu bir halk bekliyordum kadını ve erkeğiyle… Gördüğüm kadarıyla Lviv halkı orta boylarda… Sanırım Ruslar daha  uzun boylu kalıyorlar.

Lviv sokaklarında akşam dolaşmak kadınlar için de güvenli… Özgürlüğü, sadece erkeğe hak gören bir zihniyet yok Ukrayna’da.

Halkın büyük çoğunluğu İngilizce bilmiyor. Ama bir şekilde anlaşıyorsunuz. 🙂

Hesaplar Kiril alfabesinde geliyor. Yazılanı okumak ve anlamak zor. Ben Yunanca bildiğim ve bazı harfler ortak olduğu için çok zorlanmadım. Yunanca’da aynı olan harflerin dışındakilerin çoğunu da Bulgaristan gezilerimden biliyordum. Bu durum, bana epey kolaylık sağladı. 😉

Rusya’ya karşı özellikle Putin’e karşı kızgınlar. Birçok yerde Putin’in resminin basılı olduğu tuvalet kağıtları var.

Son savaş durumundan dolayı belki de buraya çok fazla Avrupalı turist gelmiyor. Gelenler gördüğüm kadarıyla Belaruslar, Polonyalılar ve tabii ki çokça Türkler…

Gittiğimiz dönemde Rusya ile yaşadığımız uçak krizinden dolayı aramız Rusya ile bozuk olmasından dolayı ve onlar da Rusya ile anlaşamadıkları için Türklere karşı daha pozitiflerdi.

Kulüplerde çok içen Ukraynalı erkekler de, bazen kadınlar için rahatsız edici olabiliyor. Ukraynalı beyler içmeyi çok seviyor ama bir kısmı da alkolü pek kaldıramıyor anlaşılan. 🙂 Etrafında sekiz çizen bir Ukraynalı erkek görürseniz, onunla göz teması kurmamak ve onu duymazdan gelmek; olası bir atışmayı ya da sataşmayı engelleyebilir. 🙂

Son olarak Türk erkeklerine diyorum ki, buranın kızları ortalama güzellikte ve pek cana yakın değil. Hiçbir kız da paraya pula gelmiyor. Halk, çapkınlık için gelen Türk erkeklerinden de bezmiş durumda… Amaç sadece çapkınlıksa, Lviv’i direkt es geçin ve başka yerlere gidin!

Figen Karaaslan Seyyahça © Ocak 2017

Kendim için modern bir Seyyah Kadın gezgin diyebilirim. Yaşamın, bir yol ve yolculuk olduğuna inanıyorum. Seyahat etmeyi, insanı içsel yolculuklara taşıdığını düşündüğüm için seviyorum. Bu sebeple de, fırsat buldukça, bir seyyah gibi geziyorum ve yolculuk yapıyorum. Yaşamın, paylaştıkça zenginleştiğine ve anlamlandığına inandığım için de; gördüklerimi ve yaşadıklarımı Seyyahça’da yazarak, paylaşıyorum. Yaşam yolunda yolculuk ederken; 2014 yılında, Yaşamı Kullanma Kılavuzu isimli bir kitap yazdım ve yayınlattım. Mersin Üniversitesi Seyahat İşletmeciliği ve Yakın Doğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık mezunuyum. 10 yıldan fazla reklam-metin yazarlığı, editörlük ve içerik editörlüğü yaptığım profesyonel meslek hayatıma; editörlük, kurumsal iletişim ve dijital pazarlama ile devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir