İstanbul

Kız Kulesi

Kız Kulesi

İstanbul’un Tarihi Simgesi nedir diye insanlara soracak olsanız; kiminden Avrupa yakasındaki Ayasofya cevabını alırsınız, kiminden de Anadolu yakasında bulunan Kız Kulesi cevabını alırsınız. Kız Kulesi İstanbul için simgeleşmiş bir yapıdır. Bir başına denizin ortasında dimdik duruşuyla yalnızlığın, aşkın, tutkunun ve aynı zamanda ulaşılmazlığın da sembolü olmuştur. İstanbul’a ve denize sevdalı bu kule; yıllara meydan okurcasına dimdik ayakta duruşuyla, fedakar bir aşık gibi yıllarca tek başına aşkını beklemiştir sabırla…

Kız Kulesi, Asya ile Avrupa’nın birleştiği noktada yer alır. İki kıta arasında olması sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan bir konuma sahiptir. Bu da, kulenin mükemmel bir manzaraya ev sahipliği yapmasına sebep olmaktadır.

Salacak açıklarında, küçük bir ada üzerine inşa edilmiş bu yapı Üsküdar’da Bizans döneminden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yılına kadar uzanan tarihi geçmişiyle, doğal olarak birçok efsaneye de konu olmuştur. Karadeniz ile Marmara’yı tıpkı iki aşık gibi birleştiren Kız Kulesi karadan ya da denizden İstanbul’un güzelliğine güzellik, tarihi ve kültürel zenginliğine zenginlik katmaktadır. Üsküdar’dan “karşı” kıyılara her baktığınızda, ‘karşı’nın taşlarına vuran sular, siz baktığınızda size selama durur adeta…

Kız Kulesi yıllar yılı mağrur, tek başına ve denizin ortasındaki ulaşılmaz duruşuyla; herkesin ulaşmak istediği gizemli bir aşık gibi durmaktadır. Bu çekiciliğiyle birçok şarkıya, öyküye, filme, romana ilham olmuş ve adına birçok şiir yazılmıştır. Ben de Kule’nin çekiciliğine karşı koyamayıp, ondan ilham alıp, ona şiir yazanlardanım…

Yüzyılların efsane aşkını, hala dimdik ayakta kalarak dünyaya gösteren Kız Kulesi’nin efsane aşklarını ondan dinlemek ve efsaneyi yerinde yaşamak için yola koyuluyorum. Salacak kıyılarında bekliyorum; yıllardır her iki yakadan izlediğim ve denize baktığımda hep gözlerimin arar olduğu Kız Kulesi’ne gitmek için bineceğim tekneyi…

Kız Kulesi yolculuğum

kızkulesi ben

Teknede, Kız Kulesi’ni izleyebileceğim bir köşeye oturuyorum. Teknenin içinde Türkler olduğu kadar yabancılar da var. Biletimi teknenin içinde alıyorum çünkü usul böyle…

Kuleye vardığımda; yıllardır İstanbul’da yaşayan ben, bu güzelliği neden daha önceden görmedim diye kendi kendime soruyorum. Kavuşmak sanki hayalmişçesine Kız Kulesi’ne yıllardır uzaktan bakan ben, sonunda kuledeyim ve İstanbul’un enfes manzarasına kulenin tepesinden bakarak, İstanbul’un güzelliğine bir kez daha şahit oluyorum! Kulede önce Anadolu yakası tarafına koşturup Üsküdar kıyılarına bakıp, fotoğraf çekiyorum. Sonra diğer tarafa koşup, Avrupa yakasının güzelliklerini fotoğraf makinemin kadrajına hapsediyorum.

Tabii, seyyah olmanın; yalnız gezmenin de bazı zorlukları var: Kendi kendinizin fotoğrafını, manzarayı geniş açıdan alıp çekememek… Bu durumda mecburen, orada bulunan ve müsait olan birilerinden yardım isteyip o anınızı ve yolculuğunuzu fotoğraf makinenizle ölümsüzleştiriyorsunuz…

Her iki yakayı ve nefis manzarasını denizin ortasında izlerken, bunu gören ve yaşayan şanslı insanlardan olmanın haklı sevincini yaşıyor insan.

Kız Kulesi Tarihi

Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu eşsiz yapı, İstanbul`un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına şahitlik yapmıştır. Antik çağda başlayan geçmişiyle, Eski Yunan`dan Bizans İmparatorluğu’na,  Bizans`dan Osmanlıya, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir.

M.Ö. Kız Kulesi

 İstanbullu bir Rum olan araştırmacı Evripidis’in anlattığına göre önceleri Asya sahillerinin bir çıkıntısı olan kara parçası zamanla sahilden kopmuş ve Kız Kulesi’nin üzerinde bulunduğu adacığı oluşturmuştur.

Kız Kulesi’nin üzerinde yer aldığı kayalıktan tarihte ilk kez M.Ö. 410’da söz edilir. Bu tarihte Atinalı komutan Alkibiades, Boğaz’a girip çıkan gemileri denetlemek ve vergi almak amacıyla bu küçük ada üzerine bir kule inşa ettirir. Sarayburnu’nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilir ve kule böylece Boğaz’ın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline gelir.

M.Ö. 341’de Yunan Komutan Chares, kulenin bulunduğu adacığa eşi için mermer sütunlar üzerine bir anıt mezar yaptırır.

Roma Dönemi

M.S. 1110’lara gelindiğindeyse bu küçük adacığın üzerindeki ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. 1143 – 1178 yılları arasında hükümdarlık süren İmparator Manuel, şehrin savunmasına yardım için iki tane kule yaptırmıştır. Bunlardan birini Mangana Manastırı yakınına, (Topkapı Sarayı’nın sahili) diğerini ise Kız Kulesi’nin bulunduğu yere inşa ettiren İmparator Manuel, hem düşman gemilerini Boğaz’a sokmamak, hem de ticaret gemilerinin gümrük vergisi vermeden geçişine engel olmak için iki kule arasına zincir bağlatmıştır.

Bizans Dönemi

Daha önceleri zaman zaman harap olan ve yeniden onarılan Kız Kulesi, İstanbul’un fethi sırasında Venedikliler tarafından bir üs olarak kullanılır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kuşattığı sırada, Bizans’a yardım etmek için Venedik’ten Gabriel Treviziano komutasında gelen bir filo burada üslenmiştir.

Osmanlı Döneminde Kız Kulesi

Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet bu küçük kaleyi yıktırır ve yerine taştan, etrafı mazgallarla çevrili küçük bir kalecik yaptırır ve buraya toplar yerleştirir. Kaleye konulan bu toplar, liman içindeki gemiler için etkili bir silah olmuştur. Ancak kule, Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada top atışları ile birlikte nevbet (bir çeşit İstiklal Marşı) okumuşlardır.  Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devri yapısıdır.

Osmanlı dönemi boyunca Kız Kulesi’nin onarılarak ya da yer yer yeniden yapılarak yaşatıldığı bilinmektedir. 1510 yılında meydana gelen ve “küçük kıyamet” olarak anılan depremde İstanbul’daki pek çok yapı gibi Kız Kulesi de büyük hasar görmüş, kulenin onarımı Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleştirilmiştir.

Çevresinin sığ olması sebebiyle 17. asırdan sonra kuleye bir de fener konulmuştur. Bu tarihten itibaren kule, artık bir kale değil bir deniz feneri olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Kuledeki toplar da bu dönemde artık korunma için değil, merasimlerde selamlama için atılıyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra tahta geçmek için İstanbul’a gelen Şehzade Selim, Üsküdar’dan geçerken, Kız Kulesi’nden atılan toplarla selamlanmıştır. Bundan sonra uzun süre tahta geçen her Padişah için bu selamlama yapılarak, Padişah’ın tahta geçişi top atışları ile halka duyurulmuştur.

1719 yılında fenerde yağ kandilinin rüzgâr etkisiyle etrafı tutuşturmasından dolayı çıkan yangın ile iç kısmı tamamen ahşap olan kule yanmış,1725 yılında şehrin Baş Mimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir. Bu onarım sonrası kule, kurşun kubbeli ve fener bölümü de kagir ve camlı olarak restore edilmiştir. Ardından 1731 yılında kulenin feneri ile top mazgalları ve diğer yerleri yeniden onarımdan geçmiştir.

Kız Kulesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş devrine girmesiyle tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanır. Daha önce eğlenceler ve kutlamalar için yapılan top atışları, bu dönemde artık savunma amaçlı yapılır.

Kule, 1830-1831’de ise, kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür. Daha sonra 1836- 1837’de görülen ve 20-30 bin kişinin öldüğü veba salgını sırasında hastaların bir kısmı burada kurulan hastanede tecrit edilmiştir.

Kız Kulesi’nin Osmanlı dönemindeki son büyük onarımı II. Mahmud döneminde yapılmıştır. Kule’nin bugünkü şeklini veren 1832-33 yılındaki tadilat sonrasında, ünlü hattat Rakım’ın yazısı ile Kız Kulesi’nin kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut’un tuğrasını taşıyan bir kitabe yerleştirilir. Osmanlı-barok mimari tarzında yapılan bu restorasyonda, kuleye dilimli kubbe ve kubbe üzerinden yükselen bayrak direği ilave edilir.

1857 yılında bir Fransız şirketi tarafından Kuleye yeni bir fener yaptırılır.

Cumhuriyet Dönemi

İkinci dünya savaşı döneminde Kız Kulesi’nde yenileme çalışması yapılır. Kulenin çürüyen ahşap kısımları tamir edilir ve bazı bölümleri yıkılarak betonarmeye çevrilir.

1943’de yeniden büyük bir onarım geçiren kulenin çevresine büyük kayalar yerleştirilerek denize kayması önlenmiştir. Bu arada kulenin oturduğu kayanın etrafındaki rıhtımdaki ambar ve gaz depoları kaldırılmıştır. Yapının dış duvarları korunarak içi betonarme olarak yenilenmiştir.

Kız Kulesi, 1959 yılında Askeriye’ye devredilmiş ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı, Boğazın deniz ve hava trafiğinin denetlenmesini sağlayan bir radar istasyonu olarak kullanılmıştır. “ Deniz Kuvvetleri Tesisi Mayın Gözetleme ve Radar İstasyonu” olan binadaki sarnıç, 1965’de yapılan tadilatlar sırasında üzeri beton dökülerek kapatılmıştır

1983 yılından sonra kule, Denizcilik İşletmeleri’ne bırakılmış ve 1992 yılına kadar ara istasyon olarak kullanılmıştır.

Günümüzde Kız Kulesi

Antik Çağ’da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan Kule, bir ara da “Tour de Leandros”(Leandros’un kulesi) ismi ile ün yapmış, günümüzde ise Kız Kulesi – Maiden’s Tower ismi ile bütünleşmiştir.

1995 yılında Hamoğlu Holding tarafından 49 yıllığına işletmesinin alınmasıyla Kız Kulesi’nin restorasyon süreci başlamıştır. Binlerce yıllık gizemli bir tarihe sahip bu özel mekan, kendine özgü kimliğine ve geleneksel mimarisine bağlı kalarak tamamlanan restorasyon çalışması sonrasında 2000 yılında kapılarını ziyarete açmıştır. Bugün gündüzleri cafe-restaurant, akşamları ise özel restaurant olarak yerli ve yabancı ziyaretçilerine hizmet veren Kız Kulesi, düğün, toplantı, lansman, iş yemeği gibi pek çok özel davet ve organizasyona da ev sahipliği yapmaktadır.

Kız Kulesi Efsaneleri

Kule2

Asya ile Avrupa’nın kesiştiği noktada Boğaz’ın ve İstanbul’un 2500 yıllık tarihine tanıklık eden Kız Kulesi, asırlar boyunca pek çok efsaneye de konu olmuştur:

Yüzerek geleceğim sana.

Güzel kız, senin sevgin uğruna,

Sana geleceğim.

Sen beklerken beni ürkek bakışlarla,

Yüzerek geleceğim sana.

Dalgalar gemilere bile geçit vermese,

Yüzerek geleceğim sana.

Azgın dalgalar arasından…”

Hero ve Leandros’un ölümsüz aşk hikayesi…

Kız Kulesi ile ilgili anlatılan ilk hikâye; Ovidius’un kaydettiği bir aşk hikâyesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikâye, Hero’nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero, Afrodit’in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit’in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Delikanlının ateşli ve hüzünlü bakışı Hero’yu etkiler. İki aşık, yıllardır birbirlerini tanıyorlarmış gibi, bu kısacık zaman diliminde, kalplerinin artık başka bir insan için çarpmayacağını anlarlar. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros’un gece kuleye gelmesiyle aşklarını kutsarlar.

Kız Kulesi, her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros’un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero’nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros, Boğaz’ın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da onsuz yaşayamayacağını anlayarak, kendini Kız Kulesi’nden Boğaz’ın sularına bırakır.

Yılanlı Efsane

Hero ve Leandros’un, kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikâyesinden başka bir de; Kleopatra’nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikâyesi vardır.

Bizans imparatorunun bir kızı olur. İmparator buna çok sevinir ve kızının doğum gününü, ülkesinde bayram ilan eder.

Her yıl, prensesin doğum günü bayramı görkemli bir şekilde kutlanır. İmparator, bilginlerinden, kızının tahta hazırlanması için eğitilmesini ister. Fakat bilginlerin en yaşlısı, imparatora, kızının on sekiz yaşına basmadan bir yılan tarafından sokularak öleceğini kehanet eder. Bunun üzerine imparator, denizin ortasındaki küçük bir adacık üzerinde yer alan kuleyi onararak; kızını buraya yerleştirir.

Böylece yıllar geçer. İmparatorun kızı on sekizine basmak üzeredir. Ancak, kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan prensesin yanına süzülerek, ona zehrini boşaltır.

İmparator, kızının ölümüne çok üzülür ve kaderden kaçılamayacağını anlar. Kızı toprağa gömülürse, yılanlara yem olacağını düşünerek, prensesin cansız bedenini mumyalatıp pirinç bir tabuta koydurur. Tabutun da Ayasofya’nın yüksek duvarlarından birinin üstüne yerleştirilmesini emreder. Böylece, kızının hiç değilse ölüsünün yılanlardan korunacağını düşünür.

Bugün, bu tabutun üstünde iki delik vardır. Efsaneye göre yılanın, prensesi ölümünden sonra da rahat bırakmadığı anlatılır.

Battal Gazi Efsanesi

Kız Kulesi ile ilgili olarak en sık anlatılan hikâyelerin sonuncusu ise, Osmanlı döneminde geçer.

Hikaye: Battal Gazi’nin askerleri ile birlikte Kız Kulesi’ne baskın yaptığını ve kulede saklanan hazineleri alarak, burada yaşayan Üsküdar Tekfuru’nun kızını kaçırdığını anlatır. İstanbul’u (Konstantinopoli) kuşatmaya gelen Battal Gazi, kuşatmadan bir sonuç alamayınca Kız Kulesi önündeki kıyıya karargahını kurar ve yedi sene burada kalır.

Hikayeye göre, Battal Gazi’nin Üsküdar kıyılarında bu kadar uzun süre kalmasının asıl nedeni, Tekfurun kızına aşık olmasıdır. Üsküdar Tekfuru, Battal Gazi’nin korkusu ile kızını, hazineleriyle birlikte kuleye kapatır. Şam seferini tamamlayarak Üsküdar’a dönen Battal Gazi, kayık ile Kız Kulesi’ne gelerek, Tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar’dan atına atlayıp oradan uzaklaşır. Çokça bilinen “Atı alan Üsküdar’ı geçti” lafı bu hikâyeden gelir.

Bu hikâyeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulenin ismiyle ilgilidir.

Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ’da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.

Bu eşsiz yapı, günümüzde ise “Kız Kulesi” adı ile bütünleşerek, bu isimle anılmaya devam etmektedir.

Ulaşım 

Ücret

Kız Kulesi’ne ulaşım, teknelerle Kabataş ve Salacak sahillerinden yapılıyor.

Salacaktan kuleye gidiş ücreti, gidiş-dönüş: 5 TL (2011)

Kabataş’tan ulaşım ise: 7 TL

Ulaşım saatleri

Salacak- Kız Kulesi

Belirtilen saatler arası ring servisi (Ortalama olarak her 15 dakikada bir sefer yapılıyor.)

Her Gün: 09:00 – 18:45

Kabataş- Kız Kulesi

Belirtilen saatler arası her saat başı sefer var.

Her Gün: 09:00 – 18:45

Ancak, lodoslu havalarda Kız Kulesi’ne sefer yapılmıyor.

Kuleye, akşam 20.00’den sonra gelmek için rezervasyon yaptırmak gerekiyor.

Rezervasyon ve ayrıntılı bilgi için iletişim adresleri

Tel : 0 216 342 47 47

Mobile : 0 532 755 40 04

Fax : 0 216 495 28 85

Web: [email protected]

[email protected]

Adres : Kız Kulesi Salacak Mevkii Üsküdar- İstanbul

Kız Kulesi ile ilgili efsaneler ve tarihçe: www.kizkulesi.com.tr adresinden alınmıştır.

 

Figen Karaaslan Seyyahça © Haziran 2011

 

Kendim için modern bir Seyyah Kadın gezgin diyebilirim. Yaşamın, bir yol ve yolculuk olduğuna inanıyorum. Seyahat etmeyi, insanı içsel yolculuklara taşıdığını düşündüğüm için seviyorum. Bu sebeple de, fırsat buldukça, bir seyyah gibi geziyorum ve yolculuk yapıyorum. Yaşamın, paylaştıkça zenginleştiğine ve anlamlandığına inandığım için de; gördüklerimi ve yaşadıklarımı Seyyahça’da yazarak, paylaşıyorum. Yaşam yolunda yolculuk ederken; 2014 yılında, Yaşamı Kullanma Kılavuzu isimli bir kitap yazdım ve yayınlattım. Mersin Üniversitesi Seyahat İşletmeciliği ve Yakın Doğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık mezunuyum. 10 yıldan fazla reklam-metin yazarlığı, editörlük ve içerik editörlüğü yaptığım profesyonel meslek hayatıma; editörlük, kurumsal iletişim ve dijital pazarlama ile devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir