İstanbul,  Müzeler

Yer altına Mistik Bir Yolculuk Yerebatan Sarayı

Yere Batan Sarayı

Yerebatan Sarayı (Bazilika Sarnıcı)

52 basamaklı taş merdivenlerden aşağı doğru indikçe Yerebatan Sarayı’nın loş atmosferi ve gizemli havası sizi sarmaya başlıyor. Yer altına mistik bir yolculuk yapıyorsunuz adeta Yere Batan Sarnıcı ile…

Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılan büyük yer altı sarnıcı, suyun içinden bir anıt gibi yükselen ve sayısız gibi gözüken mermer sütunları sebebiyle halk arasında “Yerebatan Sarayı” olarak adlandırılmıştır.

Sarnıcın olduğu yerde daha önceden bir bazilika bulunduğundan, “Bazilika sarnıcı” olarak da adlandırılır.

Sarnıç, yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir. Sarnıcın uzunluğu 140 m. ve genişliği 70 m. olup, dikdörtgen biçimindedir. Her biri 9 m. yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Sarnıcın tavan ağırlığı, kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır. Bu sütunlar, çoğunluğu daha eski yapılardan toplandığı anlaşılan çeşitli mermerlerden yontulmuştur. Sütun başlıkları, Dor ve Korint tarzındadır.

Yere Batan Sarnıcı

Yerebatan Sarayı’nın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı, Roma Dönemi heykel sanatının şaheserlerindendir. Bu Medusa başları, sarnıcı ziyaret eden ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdikleri kısımdır. İlgi çekici bu Medusa başlarının, hangi yapılardan alınarak buraya getirildikleri bilinmemektedir. Araştırmacılara göre bu iki eser, sarnıcın inşası sırasında sütun kaidesi olarak kullanılmak üzere buraya getirilmiştir. Bu Medusa başları çeşitli efsanelere sahiptir.

Medusa Başı- Yere Batan Sarayı

Medusa Başı Efsanesi

Medusa; siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücuduyla övünen bir kızdı. Medusa, Zeus’un oğlu Perseus’u seviyordu. Bu arada, Athena’da Perseus’u sevmekte ve Medusa’yı kıskanmaktaydı. Kıskançlığa kapılan Athena, Medusa’nın saçlarını yılana çevirdi. Artık yılan saçlı Medusa’ya bakan herkes, taşa dönüşüyordu. Mitolojiye göre Perseus, Medusa’nın başını kesmiş ve onun bu gücünden faydalanarak pek çok düşmanını yenmiştir.

Bu efsaneden ve inanıştan yola çıkılarak, Medusa başı Bizans’ta kılıç kabzalarına işlenmiş ve ona bakan insanlar taş kesilmesin diye ters olarak yerleştirilmiştir. Başka bir rivayete göre Medusa, aynaya bakınca kendisi taş kesilmiştir.

Bizans döneminde, imparatorların ikamet ettiği büyük sarayın ve bölgede yaşayan diğer sakinlerin su ihtiyacını karşılayan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un Fatih Sultan Mehmed tarafından fethinden sonra bir müddet daha kullanılmıştır. Padişahların oturduğu Topkapı Sarayı’nın bahçelerine buradan su verilmiştir.

Durgun su yerine, akan suyu tercih eden Osmanlıların; şehirde kendi su tesislerini kurduktan sonra sarnıcı kullanmadıkları anlaşılmaktadır. Sarnıç, 16. yüzyılın ortalarına gelinceye kadar batılılar tarafından fark edilmemiş, nihayet 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul’a gelen Hollandalı gezgin Gyllius tarafından yeniden keşfedilmiştir.

Sarnıcın keşfi şu şekilde olmuştur: Gyllius, araştırmalarından birinde Ayasofya civarında dolaşırken kendisine, buradaki evlerin zemin katlarında bulunan kuyu benzeri yuvarlak büyük deliklerden ev halkının aşağıya sarkıttıkları kovalarla su çektikleri ve hatta balık tuttukları söylenmiştir.

Gyllius, ahşap bir binanın duvarlarla çevrili avlusundan, yerin altına inen taş basamaklardan elinde meşaleyle sarnıcın içerisine girmeyi başarmıştır. Çok zor koşullarda sarnıcı sandalla dolaşarak ölçülerini alıp, sütunlarını tespit etmiştir. Gördüklerini ve edindiği bilgileri seyahatnamesinde yayınlayan gezgin, birçok seyyahı da yazdıklarıyla etkilemiştir. Yüzyıllar boyu İstanbul’a gelen gezginler, bu muhteşem sarnıcı görmeden gitmek istememiştir.

Yere Batan Sarayı

Sarnıç, eskiden olduğu gibi şimdi de balıklarıyla birlikte var olmaya devam etmektedir. Suların içinde ve sulara yansıyan loş ışıkların dansında, yerin altında büyülü bir atmosferi solumak için tarihi Yerebatan Sarayı’ndan daha güzel bir atmosfer olamaz. Tüm tarihinin adeta, sularından ve havasından size yayıldığı bu sarnıçta güzel melodiler eşliğinde geçmişe doğru mistik bir yolculuk sizi bekliyor!

Figen Karaaslan Seyyahça © Ekim 2012

Kendim için modern bir Seyyah Kadın gezgin diyebilirim. Yaşamın, bir yol ve yolculuk olduğuna inanıyorum. Seyahat etmeyi, insanı içsel yolculuklara taşıdığını düşündüğüm için seviyorum. Bu sebeple de, fırsat buldukça, bir seyyah gibi geziyorum ve yolculuk yapıyorum. Yaşamın, paylaştıkça zenginleştiğine ve anlamlandığına inandığım için de; gördüklerimi ve yaşadıklarımı Seyyahça’da yazarak, paylaşıyorum. Yaşam yolunda yolculuk ederken; 2014 yılında, Yaşamı Kullanma Kılavuzu isimli bir kitap yazdım ve yayınlattım. Mersin Üniversitesi Seyahat İşletmeciliği ve Yakın Doğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık mezunuyum. 10 yıldan fazla reklam-metin yazarlığı, editörlük ve içerik editörlüğü yaptığım profesyonel meslek hayatıma; editörlük, kurumsal iletişim ve dijital pazarlama ile devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir