İstanbul

Fener Balat Gezi Rehberi

Son yılların gözde İstanbul semtleri Fener ve Balat… İstanbul’un Fatih ilçesinin birbirine çok yakın semtleri olan Fener ve Balat’ta, geçmiş ile gelecek birbiriyle öyle güzel harmanlanmış ki! Bu uyum, buraya farklı bir etki ve çekicilik kazandırmış. Son zamanlarda fotoğraf makinesini kapanın soluğu Fener Balat sokaklarında alması boşuna değil elbette… Birçok kez bu güzel semte gitmiş olarak, bir Fener Balat Gezi Rehberi  hazırlamaya karar verdim.

Fener bu kadar eski, tarihsel dokusu olan ve kültürüyle zengin bir semt olunca insan, kim bilir buralarda ne hikayeler yaşandı diye düşünmeden edemiyor insan… Fener’e yaptığım ilk gezide, buradan etkilenip bir dergi için kurgu bir hikaye yazmıştım: Fener’in Bitmeyen Hikayesi

Geçen zamanın tanıkları olan Fener ve Balat sokakları; İstanbul’un tarihine ve güzelliklerine ev sahipliği yapıyor, aynı zamanda şahitlik ediyor. Tüm anıları ve geçmişi bağrına basmış olan taşlar ve evler, tüm yaşananları fısıldıyor ziyaretçilerine, tabii duymasını ve görmesini bilene… Balat sokakları sadece binaları ve tarihi yapıları ile değil günümüzde de insanları ile çok renkli… Sokakta, Fener Balat’ta yaşayan ve fotoğraf makinenizin objektifine poz veren birçok kişi görmek mümkün…

Tarihi Fener Balat Semtlerini Gezmek İçin 10 Geçerli Sebep

1) Fener-Balat’ta eski İstanbul zamanlarında Rum, Türk ve Yahudilerin bir arada yaşamasından dolayı semtin mimarisinin ve kültürünün bu etkileri yansıtması ve bu kültürel zenginliğe ev sahipliği yapması.

2) Bölgede, tarihi kiliseler, evler ve okullar bulunması. Buraları gezmek de, fotoğraflamak da oldukça keyifli… Fotoğraf çekip Balat sokaklarında kaybolmak, Fener Balat gezilerinin olmazsa olmazlarından…

3) Tarihi ve kültürel zenginliğinden dolayı profesyonel ve amatör fotoğrafçılara bol bol fotoğraf malzemesi çıkması.

4) Dünyadaki birçok Ortodoks için merkez kabul edilen Fener Rum Patrikhanesi’nin burada bulunması.

5) Tarihi sokaklarının her birinin maziye şahitlik ediyor olması.

6) Son yıllarda Taksim’in popülerliğini kaybetmesi ile Karaköy gibi Balat’ın da cazibesini artırması.

7) Yeni açılan karakteristik ve butik kafelerde vakit geçirip, tarihi yapılar arasında dolaşmanın keyfini yaşamak için.

8) Rum mezelerinin sunulduğu, Rum meyhanelerini deneyimlemek ve Agora Meyhanesi’ni görmek.

9) Bir yanına tarihi güzellikleri alıp bir yanına Haliç manzarasını alarak, bu güzelliği yaşama imkanı.

10) Eski İstanbul ‘da yaşama imkanımız olmasa da, bu atmosferi Fener Balat sokaklarında yaşamak için…

Fener’de Gezilecek Yerler

Fener, gezilecek yerler ve yapılar olarak yakın komşu semt olan Balat’a göre daha zengin kalmaktadır. Civarın önemli yapıları daha çok Fener semtinde bulunur. Gerçi iki semt de birbirine o kadar yakın ve iç içe geçmiştir ki semtin sınırları nerede başlıyor ve bitiyor, gezerken hiç anlayamıyorsunuz.

1) Aziz Nikolas Kilisesi (Aya Nikola)

Bazilika planlı bir Rum Ortodoks kilisesidir. 1757 – 1774 yılındaki izinle ahşap olarak yapılmıştır. Bir süre sonra yanan kilisenin yerine 1837 yılında şu anki kilise yapılmıştır. Kilisedeki üçgen alınlıkta İsa’nın Son Akşam Yemeği sahnesi yer alır. Bu tasvirin altında bulunan küçük çerçevelerde; Hagios Menas (1839), Hagios Basileos (1840), Hagios Nikolaos (1736), Meryem ve Çocuk İsa (1838), Hz. İsa, İoannes Prodromos, Havariler Petrus ve Paulus’un tasvirleri bulunur. Kilisenin kuzeyde kalan duvarında 1745 tarihli Hagia Aikaterina, güney duvarda ise 1870 tarihli Hagios Georgios tasvirleri görülür. Ambonun orta nefe bakan yüzleri Hz. İsa ve dört İncil yazarının tasvirleri bulunur. Orta nefin tonozunun doğusunda Kutsal Ruh, batı ucunda ise Meryem ve Çocuk İsa tasvirleri yapılmıştır. Tonozun alt kısmında Serafimler ve İncil Yazarları yer alır. Doğudaki apsis yarım kubbesine 1885 tarihli Platitera Meryem’i, batı girişi kemerine Havari Petrus ve Paulus’un tasvirleri görülür.

Kilisenin Orta nefin tonozunda Pantokrator İsa, alt kısımda Serafimler ve İncil Yazarları ile birlikte çok etkileyici bir görünüm oluşturur. Kemerlerin orta nefe bakan yüzleri ise Havarilerin portreleri ile bezenmiştir. Batı duvarındaki tasvirde ise: Üzerinde üç kilise olan bir kara parçası ve denizdeki teknede Agios Nikolaos (Noel Baba) ile bir yaşlı, dört adet genç balıkçı tasviri bulunmaktadır.

2) Aziz Stefan Kilisesi (Bulgar Kilisesi)

Burası ile ilgili  daha önceden bir yazı yazmıştım. Daha detaylı bilgi için Sveti Stefan Bulgar Kilisesi yazımı okuyabilirsiniz.

3) Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi

Fener Rum Patrikhanesi ile ilgili detaylı yazıma, linkten ulaşabilirsiniz.

4) Fener Rum Lisesi (Kırmızı Mektep)

Kırmızı Mektep olarak da bilinen Fener Rum Lisesi, 1454 yılında yapılmış. 1453 yılında İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethinden sonra 1454 yılında Fatih, Ortodoksların kendi dilinde eğitim yapabileceği yönünde bir ferman yayınladıktan sonra burada öğretime başlandı. Okul, 1861 yılında klasik müzik eğitimi veren bir liseye dönüştü.

Günümüzdeki binası ise: 1881 yılında Mimar Dimaolis tarafından, Fransa’dan getirtilen kırmızı tuğladan ve herhangi biçime bağlı kalmadan yapılmış. Okulun arsası, yine bu okuldan mezun olan Moldovya Prensi Dimitri Kantemir tarafından bağışlanmış. Kırmızı Mektep, giriş ve üç kattan oluşan bir yapıdır. Kubbesi, yerden 40 metre yükseklikte bulunur. 3.020 metrekare kullanılabilir alana sahiptir. Okulun kuşbakışı görünümünün ise bir kartalı anımsattığı söylenir.

5) Dimitrie Cantemir Müzesi ve Kafesi

Dimitrie Cantemir (Kantemir) 26 Ekim 1673 – 1723 yılları arasında yaşamıştır. Osmanlı Devleti’ne bağlı olan Boğdan eyaletinin beyi, Rumen asıllı tarihçi, yazar, felsefeci ve bestekardır.

Kendisi, Klasik Türk müziğine de büyük katkıda bulunmuştur. Bu kadar fazla işi ve yeteneği olan bir kişi olarak, adına müze de kurulmuş. Müze kısmı günümüzde kapalı durumda… Müzenin hemen yanında, aynı isimde bir de kafe var. Kafede servisteki kişiyle konuştuğumda; yapı hakkında, gerekli izinler konusunda bir netlik ve fikir birliği olmadığı için müzenin kapalı olduğunu anladım.

6) Özel Maraşlı Rum Okulu

Fener Rum Patrikhanesi’nin bulunduğu sokakta, hatta Patrikhane’ye çok yakın bir noktada bulunur. Okul, Rum tüccar Grigoris Maraslis  tarafından yaptırılmıştır. Tapınak mimarisine benzeyen sütunları ile dikkati çeker.

7) Kanlı Kilise (Moğolların Meryem’i Kilisesi)

Kilise, Kırmızı Mektep’e çok yakındır. Kanlı Kilise, Bizans döneminde yapılmıştır. Halk dilinde Moğolların Meryem’i Kilisesi olarak da kullanılır.

Hikayesine gelince: Bizans imparatoru Maurikios’un kızı prenses Sopatra ve arkadaşı Eustolia, İstanbul’un beşinci tepesinde bir manastır inşa ettirmişti. Ancak Dördüncü Haçlı Seferinin ardından kurulan Latin İmparatorluğu sırasında bu manastır yıkılmıştır. 1261 yılında şehri yeniden ele geçiren Ortodokslar Anadolu’da, o sıralarda artan Moğol akınlarına karşı önlem olarak 1281’de  imparator VIII. Michael’ın kızı Maria Despina Palaiologina’yı, Moğol imparatoru Hülagü’ye, drahoması (çeyizi) ve çeşitli hediyelerle gelin olarak gönderirler. O dönemde, Bizans devleti iyice gücünü kaybetmişti. Bu nedenle en kolay ve garantili yolu; düşmanı ile kız alıp vererek, akrabalık kurmak ve bu şekilde daha fazla ilerlemesini engellemek olarak görüyordu.

Ancak Maria Palailogos henüz yolda iken Hülagü ölür. Hülagü’nun bu erken ölümü üzerine Maria, Konstantiniyye’ye döner ve bugünkü manastırı yaptırarak, orada rahibe olur. Bu nedenle de kilisenin adı  Panaghia Muchliótissa olarak anılmaya başlarMuchliótissa, Moğolların anlamına gelir. İstanbul, Müslümanlar tarafından ele geçirildikten sonra üç günlük yağma sırasında özellikle Fener semtinde, çok şiddetli çatışmaların yaşandığı söylenir. İstanbul’un en dik yokuşu olarak bilinen bu kilisenin civarında oluk oluk akan Ortodoksların kanının, Haliç’in denizine karıştığı rivayet edilir. Bu sebeple de kilisenin diğer ismi Kanlı Kilise olarak kalır.

Kilisenin başka bir özelliği daha vardır.  İstanbul’un fethinden sonra 100 yıl içinde İstanbul’da bulunan tüm kubbeli kiliseler, camiye çevrilmiştir. Kubbeli olmasına rağmen camiye çevrilmeyen ve hala kilise olarak kalan tek kilise ise Kanlı Kilise’dir. Bunun nedeni Fatih Sultan Mehmet’in verdiği fermandır. Fatih Cami’nin mimarı olan Rum usta Cristodulos’un ricası üzerine, bu kilise Cristodulos’un annesine bağışlanır. Ayrıca burasının cami olmaktan muaf tutulacağına dair bir ferman yayınlanır. Bu ferman, hala kilisenin duvarında durur. Sonraki yüzyıllarda zaman zaman burası cami yapılmak istense de; Fatih Sultan Mehmet’in bu fermanı, kiliseyi korumuştur.

Balat’ta Gezilecek Yerler

Balat ismi, Rumca saray anlamında olan palationdan gelmektedir. Tarihte Fener, ağırlıklı olarak Rumların Balat ise daha çok Yahudilerin yerleşim alanı olmuştur. Her iki halk da, yıllarca iç içe ve beraberce yaşamıştır. Bu da, Fener ve Balat sokaklarına ayrı bir kültürel zenginlik ve çok renklilik katmıştır.

Eski ve tarihi evlerin, tarihi binaların taş kalıntıları ile koyun koyuna olduğu bir semt Balat… Eskimişliğin ve yılların, bir semte bu kadar çok  karakteristik güzellik atfettiği başka bir semt, yok denecek kadar azdır bence…

1) Ferruh Kethüda Camii: Ferruh Kethüda Cami, İstanbul’un Balat semtinde, Ayvansaray Mahallesi ve Mahkemealtı Caddesi üzerinde yer alır. Mimar Sinan’ın eserlerinden birisidir. Eskiden Balat Mahkemesi, Ferruh Kethüda Cami’nin avlusu içinde kurulurmuş. Ferruh Kethüda Cami, Kanuni Sultan Süleyman’ın Sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kâhyası olan Ferruh Kethüda adına, Mimar Sinan tarafından 1562-63 tarihinde yapılmış. Mahkeme, Cami, Zaviye, Çeşme olarak inşa edilen yapı kompleksinden (külliye) geriye sadece çeşme ve cami kalmıştır.

2) Ahrida Sinagogu: 17. Yüzyılda Balat semti, İstanbul’un en önemli Yahudi yerleşim bölgesiydi. Ahrida (Ohrida) Sinagogu ismini, kurucularının gelmiş olduğu Makedonya’nın Ohri kasabasından alır. Kürkçü Çeşme Sokağı üzerinde bulunan Ahrida Sinagogu, Balat sinagoglarının en büyüğü ve en görkemlisi olarak kabul edilir.

Sinagogun Tevası (Tevrat okuma kürsüsü) bir geminin pruvasını andırır. Bir inanca göre bu form Nuh’un Gemisi’ni anımsatır, bir diğer iddiaya göre ise Sefaradları İspanya’dan Osmanlı İmparatorluğu’na getiren Osmanlı kadırgalarını simgeler.

3) Balat Çarşısı (Çıfıt Çarşısı): Çıfıt, karmaşık ve ne ararsan var olan şeyler için kullanılan bir sözcük… 1492 yılında İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudiler, Osmanlı’ya sığınmışlar ve Balat’a yerleşmişler. Osmanlı döneminde Yahudiler, Balat’ta her türlü ihtiyacı karşılayan, ne ararsanız bulunabilecek dükkanlardan oluşan bir çarşı kurdukları için Osmanlı zamanında onları, Çıfıtçılar/Çıfıt olarak çağırmışlar. Bu şekilde, Balat (Çıfıt) Çarşısı oluşmuş. Şimdilerde daha çok Türk esnafın olduğu çarşıda; manav, terzi, antikacı, fırın, tuhafiye ve küçük butikler bulunmaktadır.

4) Agora Meyhanesi: Balat’ta iki adet Agora meyhanesi bulunuyor, ben tabii ki tarihi olanın peşindeyim. 🙂

Tarihi Agora Meyhanesi, bir girişi Mürselpaşa Caddesi üzerinde bulunan meyhane/restorandır. Meyhane, aşık olduğu İstanbullu kadınının Seninle karaya demir attığın zaman evlenirim şartını yerine getiren, Rum Kaptan Asteri tarafından 1890 yılında kuruluyor. Asteri’den sonra meyhaneyi oğlu Stelyo, ardından da torunu Hristo Dulidis işletiyor.

Hikaye, bununla bitmiyor. Agora Meyhanesi, Türk tarihinde kara leke olarak duran, 6-7 Eylül olaylarında ‘müdavimlerinin siper olmasına rağmen alevlere yenik düşüyor. Hristo Dulidis, meyhaneyi ayakta tutmak için çaba gösterse de, 1994 yılında Yunanistan’a taşınıyor.

Agora Meyhanesi’nin yenilenme projesi ise 2006 yılına dayanıyor. O tarihte restorasyon için izin alınıyor. Ancak Balat semti, kentsel dönüşüm kapsamında ‘yenileme alanı’ ilan edilince bütün inşaatlar durduruluyor ve mahkeme süreci başlıyor. Temmuz 2013’e gelindiğinde, Balat halkı davayı kazanıyor. Ve tarihi Agora Meyhanesi, Eylül 2014’de çocuk yaşlarda Hristo Dudilis’in kalfalığını yapmış olan gazeteci Ersin Kalkan, yönetmen Ezel Akay, Deniz Sevinç ve Chronis Pechlivanidis’in ortaklığında yeniden açılıyor. Bugün hala revaçta ve mezeleriyle ünlü olan meyhane günümüzde, İstanbul’un en popüler ‘yeni nesil’ meyhanesi olarak kabul ediliyor. Meyhanenin tabelasında ise ‘Agora Meyhanesi 1890’ yazıyor.

Agora Meyhanesi Şarkısındaki Meyhane Nerede?

“Burası Agora Meyhanesi,

Burada yaşar aşkların en divânesi, en şâhânesi…
Bu gece benim gecem

Bu gece benim gecem…
Burası Agora Meyhanesi…”

Dizelerine ilham olmuş olan Agora Meyhanesi Balat’ta mı yoksa İzmir’de mi? Şarkıdan yola çıkıp Agora Meyhanesi’ne varsak da, aslında şarkıda böyle bir durum yokmuş. Dinlediğimiz şarkıdaki ‘Agora Meyhanesi’  aslında hiç olmamış. Şiiri kaleme alan Onur Şenli, 2013 yılında yayımlanan bir söyleşisinde; şarkıda adı geçen Agora Meyhanesi’nin, bir hayal ürünü olduğunu’ söyledi. Şenli şarkıda, İzmir’in Agora semtindeki kokoreççi meyhanelerine atıf yaptığını anlatmış.

“İçki içtiğimiz 1955-1960’lı yıllarda, İzmir’in Agora semtinde kokoreççi meyhaneleri vardı. Bunlar, Basmane Camisi’nden Hatuniye Camisi’ne giderken sağlı sollu duran meyhanelerdi. Ama tabelasında Agora Meyhanesi yazan bir yer yok. Geceleri bekçi düdüğü sonrasında, bu meyhanelerin kepenkleri indirilir ve içeride şiirler okunurdu.”

Bu da, Agora Meyhanesi nerede sorusundan kaynaklanan kafa karışıklığına cevap oluyor. Olsun, hikayeler ve mitler güzeldir. Biz şarkıdaki Agora Meyhanesi’nin yerini çoktan, hayalimizde Balat’a taşımız anlaşılan… 🙂

Figen Karaaslan Seyyahça © Temmuz 2017

Kendim için modern bir Seyyah Kadın gezgin diyebilirim. Yaşamın, bir yol ve yolculuk olduğuna inanıyorum. Seyahat etmeyi, insanı içsel yolculuklara taşıdığını düşündüğüm için seviyorum. Bu sebeple de, fırsat buldukça, bir seyyah gibi geziyorum ve yolculuk yapıyorum. Yaşamın, paylaştıkça zenginleştiğine ve anlamlandığına inandığım için de; gördüklerimi ve yaşadıklarımı Seyyahça’da yazarak, paylaşıyorum. Yaşam yolunda yolculuk ederken; 2014 yılında, Yaşamı Kullanma Kılavuzu isimli bir kitap yazdım ve yayınlattım. Mersin Üniversitesi Seyahat İşletmeciliği ve Yakın Doğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık mezunuyum. 10 yıldan fazla reklam-metin yazarlığı, editörlük ve içerik editörlüğü yaptığım profesyonel meslek hayatıma; editörlük, kurumsal iletişim ve dijital pazarlama ile devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir