Yurt içi

Ordu Gezi Rehberi

Bu yazımda, zirveler şehri Ordu’da zamanın nasıl geçtiği ve Ordu ili hakkında detaylı bilgi vermek istiyorum. Gelin, zirvelerin şehri Ordu’yu birlikte gezelim.

Ordu denilince, birçok fotoğrafta yer alan ve Boztepe’nin zirvesinden görülen şehir manzarası geliyor insanın ilk olarak aklına… Oysa Ordu, görülecek birçok yer ve yapılacak birçok şey ile bundan çok daha fazlasını vaat ediyor ziyaretçilerine…

Zengin bir turizm potansiyeline sahip zirvelerin şehri Ordu’da: Kıyı, şehir, gastronomi, yayla, kaplıca turizmi ve kültürel turizm, trekking, yamaç paraşütü gibi birçok zenginlik bulunmaktadır.

Ordu sanata, tarihe, spora, kültüre, ekonomiye, turizme, doğaya, eğitime, bilime, çevreye ve geleceğe oksijenden yola çıkarak, bir oksijen diyarı olmuştur. Ordu Valiliği ve Gezginin Ayak İzleri işbirliğinde düzenlenen Ordu gezisine, Ordu Valiliği tarafından Türkiye’nin önde gelen, gözde seyahat blog yazarları olarak davet edildik.

11-14 Ağustos tarihlerinde gerçekleşen bu keyifli Ordu gezimde, daha önce hiç gitmediğim Ordu’nun güzelliklerini; Ordu Valiliği misafirperverliği ve ayrıcalığında keşfetme fırsatım oldu.

Dört gün süren keyifli gezimiz boyunca tüm paylaşımlarımızı sosyal medyadan, #ordudazaman ve #milyonlarorduyupaylaşıyor hastagleri ile paylaştık.

Ordu gezisini okurken arka fonda Karadeniz ezgilerini de dinlemek isterseniz buyurunuz. 🙂

Ordu Yolculuğumuz

Blog Yazarları Ordu Gezisi İçin Sabiha Gökçen Havalimanı'nda Buluştuk
Blog Yazarları Olarak Ordu Gezisi İçin Sabiha Gökçen Havalimanı’nda Buluştuk.

10 Ağustos akşamı, İstanbul gezginleri olarak saat 17.00 de Sabiha Gökçen Havalimanı’nda buluştuk. Gezimizin başlangıç noktasında fotoğraf çekilmeyi de ihmal etmedik.

Yaklaşık bir saat 15 dakika süren bir yolculuktan sonra Ordu-Giresun Havalimanı’na vardık.

Öncelikle Ordu’da Gezilecek yerlerin listesini paylaşıyorum.

Ordu’da Gezilecek Yerler

  • Taşbaşı Kültür Merkezi (Eski Cezaevi-Kilise)
  • Boztepe
  • Perşembe Yaylası
  • Aybastı
  • Bolaman Kilisesi
  • Ulugöl
  • Gölköy
  • Gaga Gölü (Fatsa)
  • Çambaşı Yaylası
  • Yason Burnu ve Kilisesi
  • Kurul Kalesi
  • Paşaoğlu Konağı ( Etnoğrafya Müzesi)
  • Çatalpınar Akkaya Kalesi
  • Sarıçiçek Yaylası
  • Ünye Kalesi
  • Ünye Müze Evi
  • Yunus Emre Türbesi (Ünye)
  • Ünye At Binicilik Tesisleri
  • Ünye Asarkaya Kent Ormanı

Ordu Havalimanı’ndan dışarı çıktığımızda, valilikten gelen bir araç bizi bekliyordu. Otelden önce ilk durağımız Ordu’nun leziz yemeklerinin bulunduğu, deniz manzaralı Aktaşlar Restoran oluyor. Aktaşlar Restoran’da, restoran çalışanları tarafından oldukça ilgili bir şekilde karşılanıyoruz ve İzmir’den gelen diğer seyahat blogerları ile buluşuyoruz.

Balık çorbası ve lokum biftek sipariş ediyorum kendime… Etin yanında masamıza, çok lezzetli olan mantarlar da geliyor.

Unutmadan söyleyeyim: Aktaşlar Restoran da, Ordu’nun pideleri de lezzetinden kaynaklanan bir üne sahip… Bu güzel mekanın lezzetli yemeklerine daha sonra yine döneceğim. Yemeklerimizi yedikten sonra otelimize dinlenmeye çekiliyoruz.

Ordu’da İlk Gün

Sabahın erken saatlerinde kalkıyoruz ve Ordu’nun güzelliklerini keşfetmek için yola çıkıyoruz. Gezimizin ilk durağı Kurul Kalesi oluyor. Bir yere kadar araçla gidiyoruz ancak kale oldukça yüksekte. Aracı bırakarak, yürüyerek yolumuza devam ediyoruz.

Bir noktadan sonra yol bitiyor ve merdivenler karşımıza çıkıyor. Yaklaşık 250 civarında merdiveni çıkarak kalenin zirvesine ulaşıyoruz.

Ordu Kurul Kalesi

Kurul Kalesi -Ordu

Kale Ordu’ya 13 kilometre mesafede, Boyadı Köyü sınırlarında ve deniz seviyesinden 571 metre yükseklikte bulunuyor. Burası antik bir yerleşim alanı…

Birinci derecede arkeolojik sit alanı olan kalede yapılan çalışmalar hala devam ediyor. Sit alanı içerisindeki bu kalede, 420 basamakla inilen bir dehliz ve su sarnıcı bulunmaktadır.

Ayrıca her yüksek zirvede olduğu gibi kaleden görülen Ordu manzarası da harika gözüküyor. Kalede en çok beğendiğim kısım Ordu manzarasına ek olarak, yeşilliklerle kaplı bir kaya oluyor.

Kalede arkeolojik kazılar devam ediyor. Bu yüzden kale şu sıra ziyarete kapalı… Kalenin ve manzarasının güzelliği kadar tarihe de bir anlamda tanıklık etmenin sevincini yaşıyorum.

Kalenin zirvesinde, antik dönemlerde kurban törenlerinin yapıldığı kısmı da ziyaret ediyoruz ve rehberimiz bize bu bölüm ve kale ile ilgili detaylı bilgiler veriyor.

Kazılardan elde edilen bulgular Kurul Kalesi’nin Helenistik dönemin sonlarında, Anadolu’daki en büyük siyasi güçlerden birisi olan Pontus Krallığı’nın büyük ve görkemli kralı VI. Mitridates tarafından yaptırıldığını gösteriyor. Kale gezimizi bitiriyoruz ve kalenin zirvesinden aşağı iniyoruz.

Kaleden sonraki ikinci durağımız (Paşaoğlu Konağı) Etnoğrafya Müzesi oluyor.

Etnoğrafya Müzesi (Paşaoğlu Konağı)

Etnoğrafya Müzesi (Paşaoğlu Konağı)

Müzenin dış görünümü oldukça görkemli gözüküyor. Selimiye Mahallesi’nde bulunan iki katlı konak, 1896 yılında Paşaoğlu Hüseyin tarafından yapılmış. Bahçesiyle birlikte 625 metrekarelik bir alana inşa edilen konağın taşları Ünye’den, ahşap malzemeleri Romanya’dan getirtilmiş olup, yapımı da İstanbullu bir usta tarafından gerçekleştirilmiştir.

Konağın içinde bulunan ve gayet keyifli olan bahçede leziz Karadeniz çaylarımızı içiyoruz. Zemin katı idare olarak kullanılan müzenin birinci katında etnoğrafik eserler sergileniyor.

İkinci kat ise; Sofa, Paşa Nine Odası, Günlük Oda, Misafir Odası, Yatak Odası ve Yüklük, yöresel düzenlemelerle 19. Yüzyıl yaşamını ve özelliklerini yansıtmaktadır.

Etnoğrafya Müzesi- Oda

Müzeden ayrıldıktan sonra Ordu’nun doğal güzelliklerinden biri olan şelale ziyareti için yola koyuluyoruz. Ordu’da göreceğimiz ilk şelale, Karaoluk-Çiseli Şelalesi oluyor.

Karaoluk- Çiseli Şelalesi

Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra Çiseli Şelalesi’ne varıyoruz. Karaoluk Köyü içerisinde yer alan bu şelale kadar, köyü önemli hale getiren diğer bir şey de köyde mavi ladin yetiştiriciliği yapılarak, yurt dışına ihraç edilmesi imiş. Köy nüfusunun önemli bir kısmı, yurt dışında yaşıyormuş.

Şelalenin etrafında piknik yapanlar olduğu kadar, kendisini serin sulara bırakanlar da mevcut. Çiseli Şelalesi, tam bir doğal güzellik… Mayom yanımda olmadığı için suya giremiyorum. Girenlerin, girmeyenlere anlattığı kadarıyla su güzel ve serin…

Yeşilin, derelerin, şelalelerin ve Ordu’nun tepelerinde temiz havada olmanın sonucu olarak karnımız çok acıkıyor ve geri dönüyoruz.

Öğle yemeği için Medrese Önü’nde bulunan Üstün Kardeşler Et ve Mangal’a gidiyoruz. Buranın etleri kadar manzarası da harika!

ÜstünKardeşler Et Mangal Alanı

Açık havada ve deniz kenarında yediğimiz köfteler ve leziz biftekler sayesinde, hem gözlerimiz hem de midemiz bayram ediyor.

Burası, eti ve mangalıyla nam salmış bir yer. Mandıraları da olan bu mekanda, etler gerçekten çok lezzetliydi. Siparişle, sucuk da yapılıyormuş buraya yolu düşecek olanların bilgisine…

Üstünkardeşler Et Mangal-Ordu

Burada otururken, Ordu’nun yerel lezzetleri arasında kaldırık otunun da bulunduğunu öğreniyoruz. Yörede “kaldirik otu” olarak bilinen bu bitkiden, turşu ve yemek yapılıyormuş. Otun sapları, soğanla kavrularak yemek yapıldığı gibi ot taze iken de dolma yapılıyormuş.

Oldukça keyifli geçen bu yemeğin ardından, Yason Burnu’na doğru yola çıkıyoruz.

Yason Burnu

Perşembe ilçesine 15 kilometrede bulunan burun, Çaytepe Köyü sınırları içerisindedir. Yason Burnu, 1. Derece Arkeolojik ve 2. Derece doğal sit alanı olması açısından Ordu’nun önemli doğal ve tarihi zenginliklerinden biridir.

Yason Yarımadası

Yason Yarımadası adını Yunan mitolojisinde Altın Postu aramak için Argo isimli gemiyle Ege’den Karadeniz’e açılan, Argonatların lideri olan Yason’dan alır.

Yarımada, Truvalı kabul edilen bir kahramandan yola çıkan efsane ile ve MS.3. yüzyılda buraya gelerek “Işıklar Bayramı” adı verilen bir tören ile adından söz ettirir.

Yason Kilisesi

Yason Kilisesi dışı-Ordu

Yason Kilisesi, Agios Nikolaos adıyla da bilinir. 1869 yılında yörede yaşayan Rumlar tarafından Ortodoks kilisesi olarak yapılmış olan Yason Kilisesi, cemaatinin kalmaması üzerine bir süre kaderine terk edilmiş bir halde kalmıştır. Daha sonra 2004’li yılında onarılarak ziyarete açılan kilise, üç apsisten ve küçük bir kubbeden oluşmaktadır. Kilisenin cephesinde, açık ve koyu renkli taşlar bir arada kullanılmıştır.

Yason Kilisesi iç kısım-Ordu

Kilise, içte iki sıra sütuna ve üç adet nefe ayrılmıştır. Üç cephesinin de deniz görmesi sebebiyle, kilise mimarisinin nadir örnekleri arasında yerini alır.

Tarihi ve manevi değeri olan bu kilisenin, Ordulu yeni evli çiftler tarafından da gözde bir fotoğraf çekilme yeri olduğu hemen anlaşılıyor.

Yason Efsanesi

Tselya’daki Iolkos Kralı Pelias; bir gün ortaya çıkacak, ”tek ayağında sandalet olmayan” birine karşı uyarılır. Pelias’ın yeğeni Yason, kraldan uzakta, bir gün krallığı amcasından alma hayalleri ile büyümüştür. Kendini hazır hissettiğinde Iolkos’a doğru yola çıkar. Yolu üzerinde bulunan Delphoi’ye uğrayarak Güneşin ve Okların Tanrısı Apollon’u ziyaret eder. Apollon’a, ne yapması gerektiğini sorar. Apollon Yason’a, panter postu giymesini ve elinde de bir kargı taşımasını tavsiye eder. Yason, bir ırmaktan Baş Tanrıça Hera’nın yardımıyla geçerken sandaletinin birini suya düşürür.

Kral Pelias, tek ayağında sandalet olmayan Yason’u karşısında görünce, kendisine yapılan uyarıları anımsar ve hakimiyetini korumak için bir şeyler yapması gerektiğini anlar. Kral Yason’dan, Kolkhis’e (Gürcistan) gitmesini ve oradaki Altın Postu kendisine getirmesini ister.

Yason, bu yolculuk için en güvendiği elli arkadaşını yanına alır. Tanrıça Athena’nın yardımıyla kendilerine bir gemi yaparlar ve Ege Denizi’ne açılırlar. Çeşitli adalara uğradıktan sonra Çanakkale üzerinden Marmara Denizi’ne, oradan da Karadeniz’e ulaşırlar. Karadeniz’in hırçın denizinde tehlikeler atlatırlar.

Amazonlar yurduna varan Yason ve arkadaşları, aslında Ordu sınırına varmışlardır. Karadeniz, Amazonların yurdunda yine hırçınlaşır. Hırçın dalgaların dövdüğü tepelerin arasından, birden küçük bir yarımada karşılarına çıkar. Kayalıklardan geçerek, kıyıya yanaşırlar ve burada tanrılara kurban adarlar. Güneşin, akşam vakti bir yangın doğurduğunu görürler ve burayı çok severler. Önderleri olan Yason’un adını, bu buruna verirler ve yola devam ederler. Birçok maceradan sonra Gürcistan’a varırlar ve nice serüvenden sonra, bir yılanın koruduğu Altın Postu alırlar.

Burada, bir aşk da girer efsanenin içerisine: Yason, bölge kralının kızı İmedia’ya aşık olur. İmedia’yı da alarak, ülkesine geri döner.

Kilisenin içinde ve dışında fotoğraf çekildikten sonra, burnun en ucuna doğru ilerliyor ve deniz fenerine varıyoruz.

Adeta denizi ve burunu beklercesine tek başına duran deniz fenerinde bol bol fotoğraf çekilmeyi ihmal etmiyoruz. Efsanelere bile konu olan gün batımının, burada ayrı bir güzelliği olduğu söylense de vaktimiz olmadığı için daha fazla kalamıyoruz.

Yason Burnu Feneri-Ordu

Yason Burnu’ndan sonra Ordu Merkez’e geri dönüyoruz ve bir başka kilise olan Taşbaşı Kilisesi’ni görmeye gidiyoruz.

Taşbaşı Kilisesi (Kültür Merkezi)

Taşbaşı Kilisesi-Ordu

Ordu’nun Taşbaşı Mahallesi’nde bulunur. Ordu’da beni en çok etkileyen noktalardan birisi, bu güzel kilise ve kilisenin yer aldığı sokakta bulunan Safranbolu tipi evler oldu.

Kilise, Doğu- Batı istikametinde ve dikdörtgen biçiminde bir bazilikadır. Kilisenin Doğu tarafında büyük bir apsis ve yanlarda da iki küçük apsis bulunur. Kilisenin çatısı, sütun destekli kemerlerle taşınır. Bu kısım, tamamen kesme taştan yapılmıştır.

Kilise 1853 yılında, yörede yaşayan Ortodoks Hristiyanlar tarafından yapılmıştır. Yapı, 10 Nisan 2000 tarihinden bu yana Kültür Merkezi olarak kullanılmaktadır.

 

Kilisenin bahçesinden görülen deniz ve şehir manzarası da benim için ayrı bir güzellikti. Orada saatlerce taş kilisenin gölgesinde, şehre bakan manzarasının güzelliğinde, tarihi binaların ve Arnavut kaldırımlı huzurlu sokağında kalabilirdim.

Taşbaşı Kilisesinden Şehir Manzarası-Ordu

Biraz gezdikten ve kiliseye giden yolun merdivenlerinde hatıra fotoğrafı çekildikten sonra kiliseye ve bu güzel sokağa veda ediyorum.

Şimdi de sıra, Ordu’nun meşhur teleferiğine ve teleferik ile çıkılan Boztepe’ye geliyor.

Boztepe

Burası, Ordu şehir manzarasını en güzel izleyebileceğiniz bir noktadır. Denizden 450 metre yükseklikte olan Boztepe’ye, yaklaşık on dakika süren teleferik yolculuğu ile çıkmak ayrı bir keyif… Ordu’ya tepeden bakmak kadar burada güneşin batışını izlemek de harika!

Ordu- Boztepe Manzarası

Boztepe’nin güzel manzarası, akşam olunca yerini ışıl ışıl bir güzelliğe bırakıyor. Boztepe’de kafeler, piknik ve park alanları mevcut. Ayrıca tepeden, yamaç paraşütü de yapılmaktadır.

 

Akşam yemeğimizi Boztepe’de yedikten sonra günümüzü sonlandırıyoruz ve ertesi gün için dinlenmek üzere otele dönüyoruz.

Ordu’da 2. Gün

Erkenden uyanıyoruz ve Ünye’ye doğru yola koyuluyoruz. Ünye’de görülecek ve yapılacak şeyleri, ayrı bir Ünye yazısında yazdım çünkü dolu dolu bir gün geçirdik Ünye’de…

Ordu’da 3. Gün

Sabah erkenden uyanıp, Sarıçiçek Yaylası’na doğru yola çıkıyoruz. Kahvaltı yapmadan yollara düşüyoruz çünkü kahvaltımızı yaylada, yayla halkı ile yapacağız. Gerçi biz yola çıktığımızda bu kadar detayı bilmiyorduk. Gezginin Ayak İzleri’nin bize güzel bir sürpriz yaptığını, yaylaya varınca anlıyoruz.

Gaga Gölü-Ordu

Yaylaya varmadan önce yolumuzun üzerindeki Gaga Gölü’nün çarpıcı manzarası eşliğinde, çay-kahve molası veriyoruz ve gölün doğal güzelliğini fotoğraflıyoruz.

Çatalpınar Belediyesi’nin davetlisi olarak gittiğimiz Sarıçiçek Yaylası’na, yaklaşık bir saat süren bir yolculuktan sonra varıyoruz.

Sarıçiçek Yaylasında Kahvaltı

Ordunun tepelerine ve zirvesine yaptığımız yolculuktan sonra sonunda Sarıçiçek Yaylası’na varıyoruz. Yaylada oldukça uzun bir masa üzerinde yer alan ve doğal yiyeceklerden oluşan bir kahvaltı masası karşılıyor bizi…

Çatalpınar Belediyesi’ne bağlı olan Akkaya Köyü’nün, güler yüzlü ve misafirperver halkı bizi karşılıyor. Yörenin kadınlarının elleriyle, bizim için açtığı yufkalardan yapılmış gözlemeler ve börekleri afiyetle yiyoruz ve köy halkı ile sohbet ediyoruz.

Benim için her zaman, gittiğim yerin güzellikleri kadar insanının tavrı da çok önemli olmuştur. Ordu’yu, doğal güzellikleri kadar hiç unutamayacağım misafirperverlikleri ile de hep hatırlayacağım.

Kahvaltı masamızda, yok yoktu: Yörenin ünlü olan doğal balı, peyniri, taze tereyağı, daha önce hiç tatmadığım armut-elma pekmezi, kiraz turşusu, gözleme, börek, yörenin meşhur ekşi maya ekmeği, güzel Karadeniz çayı ve en güzeli de el emeği, sıcak ilgisi vardı.

Yiyeceklerin doğallığı kadar, yayla havası ve bol oksijen de iştahımızı açıyordu.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra bol bol hatıra fotoğrafı çekiliyoruz ve traktör ile fındık bahçelerine doğru, eğlenceli bir yolculuk yapıyoruz.

Yaylada, önce pırıl pırıl parlayan güneş bize eşlik etse de sonradan güneş bulutların ardına gizlenerek, Karadeniz’in sisli ve bulutlu yüzünü yani diğer bir güzel yüzünü de bize göstermeyi ihmal etmiyor.

Uzun bir süre yaylada yöre halkıyla vakit geçirdikten sonra istemeye istemeye de olsa ayrılıyoruz yayladan ve Çatalpınar’a bağlı olan, Akkaya Köyü’ne doğru aşağı iniyoruz.

Çatalpınar

Karadeniz sahil yolunun Aybastı mevkini, İç Anadolu’ya bağlayan karayolu üzerinde ve Bolaman Çayı kenarında yer alan şirin bir ilçedir.

Yöre, yaylası kadar bir asırdan bu yana ilçede üretimi yapılan ekmeği ile de ünlüdür. Ekşi maya ekmeğinin en önemli özelliği, doğal olması sebebiyle bayatlamaması ve ekşi olmasıdır.

Çatalpınar’da Görülecek Yerler

  • Sarıçiçek Yaylası
  • Akkaya Kalesi
  • Ihlamur Ağacı (Ortaköy Mahallesi)
  • Otogar Camii
  • Killik Kayası
  • Şifa Suyu ve Mesire Yeri
  • Kayatepe Mezarlığı ve Şelalesi

İlk olarak, Akkaya Cem Evi’nde konuk ediliyoruz.

Burada, soğuk su içip soluklandıktan sonra Çatalpınar Belediye Başkanı ile birlikte Akkaya Kalesi’ne doğru zirveye çıkıyoruz.

Kaleye tırmanmak biraz zor olsa da, bu zahmete kesinlikle değiyor ve harika bir manzara, sizi kalenin tepesinde karşılıyor.

Akkaya Kalesi

Çatalpınar Kayatepe Mahallesi, Akkaya Köyü’nde yer alır. Kale, birinci derecede sit alanı olma özelliği taşır.

Kalenin üzerinde farklı noktalarda, 1,5 metre çapında ve 2 metre derinliğinde dört adet sarnıç bulunmaktadır.

Kale, çevreye hakim olan eşsiz bir manzaraya sahiptir. Kaleden Bolaman çevresi ve deniz kıyıları görülmektedir. Buradan, Korgan’ın son noktası olan Evricesu Yaylası da görülmektedir.

Akkaya Kalesi-Çatalpınar Ordu
Zirvelerin Şehri Ordu’da Zaman…

Kale zirvesinde fotoğraf çekildikten sonra aşağı inip tekrar Cem Evi’ne gidiyoruz ve saz eşliğinde ruhumuzu da besliyoruz.

Cem evinin mutfağına iniyoruz ve burada meyve yiyoruz. Bizi en sıcak şekilde karşılayan ve bizimle ilgilenen Çatalpınar Belediye Başkanı ile sohbet ediyoruz.

Çatalpınar’a veda ederek, Türkiye’nin en yüksekten dökülen şelalesi olan Uzundere’nin güzelliğini görmek için yola çıkıyoruz.

Uzundere Şelalesi

Aybastı ilçesinde yer alan 250 metrelik şelale, Türkiye’nin en yüksek şelalesi olma özelliğini taşıyor. Aybastı ilçesinde yapılan geziler sırasında ortaya çıkmış bakir bir güzellik olan bu şelale, yapılacak turistik düzenlemeler ile daha fazla ziyaretçi tarafından görülebilecek.

Oldukça sarp bir yamaçtan ve ormanların arasından akan Uzundere Şelalesi, büyüleyici bir doğal güzelliğe sahiptir. Şelalenin ardından, başka bir doğa harikası olan Perşembe Yaylası- Mendereslere doğru yola çıkıyoruz.

Perşembe Yaylası ve Menderesler

Menderes Yaylası-Ordu

Aybastı ilçesine 17 kilometre mesafede bulunur. Rakımı yaklaşık olarak 1500 metre civarındadır.

Perşembe Yaylası’nda, her yıl Temmuz ayında yayla şenlikleri düzenlenir. Bu şenliklerde çeşitli yarışmalar, folklor gösterileri konserler, kültürel etkinlikler, güreş müsabakaları ve at yarışları düzenlenir.

Yaylaya çıktığımız anda Karadeniz’in yaylalarına yakışan sisli ve serin bir hava ile yaylanın enfes görüntüsü çarpıyor bizi…

Alabildiğine uzanan yeşil bir alan sislere karışarak, sonsuz bir güzellik algısıyla ve yoğun oksijenle birlikte, baş döndürücü bir hale bürünüyor.

Bu güzelliğin içinde verimli otlar ve yayladaki kekikler ile otlanan şanslı koyun ve kuzular yaylanın doğal güzelliğini, kusursuz bir şekilde tamamlıyordu.

İtalya’daki Toskana vadisi gibi geniş ve verimli bir ovaya sahip olan yeşil alanın, bana göre tek farkı: Toskana’yı kucaklayan güneşin yerini Menderesler’de, bulutlardan gelen sislere bırakmasıydı. Bu da yaylaya, benzersiz ve tarifsiz bir güzellik katıyordu.

Baş döndüren güzellikteki yayla ve oksijenden sonra artık iyice acıkmıştık. Serin ve sisli yayla ile vedalaşıp, Aybastı Kent Ormanı içerisinde yer alan Aybastı Restoran’a gidiyoruz.

Yolda giderken bize, Menderes Yaylası’nda bulunan kekiklerle otlanan kuzuların nefis etlerinin, kokusuz ve oldukça leziz olduğunu söylüyorlar. Kuzu etini pek sevmeyen ben, merak ediyorum buranın eti nasıl diye…

Restorandaki kuzu etinden yapılmış bifteği yediğimde, ne demek istediklerini daha iyi anlıyorum. Lokum gibi yumuşacık olan ve ağızda dağılan et, hayatımda yediğim en güzel kuzu etiydi.

Eti yerken bir yandan da Ordu gezim boyunca yediğim harika etleri düşünerek; artık et çıtamı ne kadar yükselttiğimi ve İstanbul’da yiyeceğim etlerin tadının ne kadar yavan geleceğini düşünmeden edemiyorum.

İnsanoğlu, güzel şeylere çabuk alışıyor vesselam. 🙂

Enfes etleri yedikten sonra Aybastı Belediye Başkanı İzzet Gündoğar ve Aybastı halkından bazı kişilerle yorgunluk çayı içerek, keyifli bir sohbet ediyoruz. Ordu’da dere -tepe, yayla ve zirve gezdiğimiz için artık çok yoruluyoruz ve otelimize dönüyoruz.

Ordu’da 4. ve Son Gün

Ordu’daki son günümüzde, Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu ve Turizm Bakanı  ile Aktaşlar Restoran’da kahvaltı yapıyoruz.

Oldukça özenli ve güzel bir şekilde hazırlanmış olan masamızda, Sayın Vali ile oldukça keyifli bir sohbet gerçekleştiriyoruz. Bu güzel kahvaltının ardından serbest zaman veriyoruz.

Ordu Valisi İle Kahvaltı...

Öğle saatinde, bir şehir efsanesi olan Fincan Cafe’nin davetlisi oluyoruz. Sıcak ve şirin bir atmosfere sahip olan bu güzel kafede, lezzetli kahveler eşliğinde keyifli sohbetler ediyoruz.

Fotoğraf: Fincan Cafe-Ordu
Fotoğraf: Fincan Cafe-Ordu

Uzun süre, bu güzel mekanda kaldıktan sonra Aktaşlar Restoran’ın başka bir şubesine gidiyoruz ve burada, yine leziz yemekler yiyoruz. Bize yolluk olarak nefis pidelerini veren Aktaşlar Restoran’a da tekrar teşekkür ederiz.

Yemekten sonra Ordu’nun sahiline gidiyoruz ve burada vakit geçiriyoruz.

Ordu Sahili

100 kilometrelik kıyı şeridi bulunan Ordu’nun 60 kilometrelik kıyı bölümü, kumsallardan oluşmaktadır. Bu özelliği ile diğer Karadeniz illerinden ayrılan Ordu ili kıyı turizmi için de elverişlidir. Ordunun uzun sahili boyunca yürüyor, yol boyunca karşımıza çıkan güzellikleri fotoğraflıyoruz.

Karadeniz'i Kucaklayan Ben :)
Karadeniz’i Kucaklayan Ben 🙂

Yemekten sonra Amcaoğlu’nun deneyimi ve teknik imkanları dahilinde, 360 derecelik güzel bir kapanış fotoğrafı çekiliyoruz.

Ordu 360 Derece Foto

Amca Oğlu’nun Ordu gezisi boyunca çektiği Ordu videosunun son bölümünü de sahilde çekiyoruz.

Ordu Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=SwsvAxZcSrE&feature=youtu.be

Uçağımızın hareket saati geliyor ve havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Böylece yemelere ve gezmelere doyamadığımız dolu dolu geçen, eğlenceli bir Ordu gezisinin sonuna geliyoruz.

İstanbul’a dönmeden önce havalimanında son bir kez daha Karadeniz pidesi yiyoruz. 🙂

Yazımın son kısmında, bizi en iyi şekilde ağırlayan ve misafir eden,

  • Sayın Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu’na
  • Sayın Ordu İl Kültür Turizm Müdürü Uğur Toparlak’a
  • Sayın Ünye Belediye Yardımcısı Erhan Eren’e ve İlhan Kartal’a
  • Sayın Çatalpınar Belediye Başkanı Ahmet Türe’ye ve Mustafa Şenel’e
  • Sayın Aybastı Belediye Başkanı İzzet Gündoğar’a
  •  Gezimiz boyunca bize eşlik eden, Ordu Valiliği Basın Danışmanı Mustafa Sezer’e çok teşekkür ederim.

Ayrıca

* Gezinin organizasyonunu sağlayan Gezginin Ayak İzleri‘ne,
* Bizi ağırlayan Royal52 Otel’e,
* Kaldığımız süre boyunca leziz yemekleriyle bize ziyafet çeken Aktaşlar Restoran’a,
* Güzel kahvesi ve hoş mekânı ile bizi ağırlayan Fincan Cafe’ye,
* Misafirperver Ordu halkına,
* Gezimiz boyunca araçları kullanan, gece gündüz demeden yol boyunca bize eşlik eden belediye çalışanlarına,
* Geziye katılan blogger arkadaşlara:

Amcaoğlu, Bilinmeyen Rota, Çapulcu Yollarda, Çelebi Alper, Dünya’nın Yerlisi, Geze Geze Türkiye, Geziyorum Öyleyse Varım, Gezgin Kadınlar, Gezgin Kedi, Gezgin Martı, Gezginin Ayak İzleri, Gezmek Güzel, Giyen Bayan, Küçük Dünya, Pustoo Dünya, Küçük Dünya, Tadında Seyahat, Yoldaki ve Zaferin Seyir Defteri’ne çok teşekkür ederim.

Figen Karaaslan Seyyahça © Ağustos 2016

 

Kendim için modern bir Seyyah Kadın gezgin diyebilirim. Yaşamın, bir yol ve yolculuk olduğuna inanıyorum. Seyahat etmeyi, insanı içsel yolculuklara taşıdığını düşündüğüm için seviyorum. Bu sebeple de, fırsat buldukça, bir seyyah gibi geziyorum ve yolculuk yapıyorum. Yaşamın, paylaştıkça zenginleştiğine ve anlamlandığına inandığım için de; gördüklerimi ve yaşadıklarımı Seyyahça’da yazarak, paylaşıyorum. Yaşam yolunda yolculuk ederken; 2014 yılında, Yaşamı Kullanma Kılavuzu isimli bir kitap yazdım ve yayınlattım. Mersin Üniversitesi Seyahat İşletmeciliği ve Yakın Doğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık mezunuyum. 10 yıldan fazla reklam-metin yazarlığı, editörlük ve içerik editörlüğü yaptığım profesyonel meslek hayatıma; editörlük, kurumsal iletişim ve dijital pazarlama ile devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir